ChatterBoxTr http://www.chatterboxtr.com Fri, 29 Oct 2010 23:04:11 +0000 en hourly 1 http://wordpress.org/?v=3.0.3 Sosyal Medya Bir Üniversite Ögrencisine Ne Ifade Eder? http://www.chatterboxtr.com/sosyal-medya-bir-universite-ogrencisine-ne-ifade-eder/ http://www.chatterboxtr.com/sosyal-medya-bir-universite-ogrencisine-ne-ifade-eder/#comments Thu, 26 Nov 2009 12:11:15 +0000 Afşın Avcı http://www.chatterboxtr.com/?p=401 Afşın Avcı – Son bir yıldır neredeyse herkesin dilinde dolanan bir terim olan sosyal medyadan nasıl yararlanılabilir acaba? Sosyal medyanın tanımını yapmak istemiyorum. Zaten bunun ne anlama geldiğini henüz kestirememiş olan veya farkında olmayan üniversite öğrencilerine sosyal medyanın nasıl kullanılacağından bahsetmek manasız olur.

Yine de ufak bir tüyo; Youtube’daki “Social Media in Plain English” videosu bu konuda bir fikir verecektir.

Tabir itibariyle, sosyal medya çok geniş bir alanı kapsadığı için bir üniversite öğrencisinin bu alanın her köşesinden yararlanması zaten mümkün değil. Dolayısıyla önemli bazı araçlara odaklanmak bu durumda doğru bir secim olur.

Sosyal networking araçları günümüzde bir kişi hakkında profesyonel anlamda bilgi almak için en uygun platformlar. Bu platformların basında xing ve linkedin geliyor. Konferanslarda veya toplantılarda gerçekleştirilen kontaklar bu araçlar aracılığıyla kuvvetlendiriliyor. Ayni şekilde is başvuruları da benzer araçlar üzerinden kontrol edilebiliyor. Bu araçların hayati olmalarının sebebi bilgi! Sizin hakkınızdaki güncel bilgilere istediği zaman ulaşmak isteyen bir ise alım sorumlusunun kullanabileceği en iyi araç şüphesiz bu bahsettiklerim olacaktır. Çünkü cv statiktir. İş başvurusundan 4 ay sonra hala ayni şeyleri anlatır.

Profesyonel networklerin arkasında duran, buzdağının belki de görünmeyen kısmını anlatan sosyal komüniteler. Kanada’da IBM tarafından işinden çıkartılan Nathalie Blanchard isimli bir kadın sigorta şirketinden depresyondan kurtulması için her ay para yardımı alıyordu. Sigorta şirketinin(Manulife) Natalie Blanchard’ın Facebook’taki bazı fotoğraflarını görmesi bu yardımı kesmesine neden oldu. Bu fotoğraflarda Natalie arkadaşlarıyla barda eğlenirken veya doğum gününde plajda güneşin keyfini çıkartırken görüntüleniyordu. Burada dikkat edilmesi gereken nokta bu komünitelerin sizi ispiyonlamaması.

Ülkemizde pek yaygın olmamakla birlikte üniversitede okurken kariyer hedefini belirleyen bir öğrenci için örneğin Twitter ve FriendFeed altın değerinde. Bu tip sosyal medya araçlarında çalışmak istediğiniz sektördeki kişileri takip ederek iletişim kurma imkânınız mevcut.

Sosyal medya araçları is arayan bir öğrenciye çok çeşitli fırsatlar sunabilir. Fakat.. Pratiğe dökünce gerçekten öyle mi? Bu konunun üç odağı var.

Öncelikle üniversite öğrencilerinin kendileri. Sektörde iş ve pozisyon azlığından yakınan öğrencilerin sosyal medya profillerini bırakın, özgeçmişlerini güncellemekten bile aciz olduğunu görüyoruz. Bu daha çok emek vermeden bir şeyler elde etmeye alışmanın sonucu. Çünkü artık nereden nasıl mezun olduğunuz çok da önemli değil. Önemli olan fark yaratmak. Tepeden tırnağa bir fark yaratmaktan söz ediyorum. Bir üniversite öğrencisi bahsettiğim araçları kullanarak bir fark yaratamıyorsa, bir şirketin bu öğrenci için yapabileceği pek az şey vardır. Bu noktada fark yaratmanın yolu, planlı ve bilinçli bir sosyal medya kullanımından geçiyor. Yani bu araçları kullanmak gerektiği için değil de profesyonel olarak kendimizi daha iyi ifade etmemize yardımcı olduğu için kullanmaktan bahsediyorum.


Şirketler açısından baktığımızda bu araçların özellikle Türkiye’de çok da ayırt edici bir anlam taşımadığını söylemeliyim. Yavaş bir geçiş dönemi yaşamakla beraber geleneksel işe alım yöntemleri hükümranlığını sürdürüyor. Bazı uluslar arası şirketleri burada ayrı tutalım. Online iş arama sitelerinde hala bazı şirketler veritabanı amaçlı iş ilanları yayınlıyorlar. Bu ilanlara başvurup da aynı cevabı alan öğrencilerin bu şirketleri pek de iyi anmadıklarını itiraf etmeliyim. Yine bazı özgeçmişlerin İK müdürlerinin masasında “daha uzun” durmalarını sağlayan bazı sebepler yaşamaya devam ettikçe Türkiye’de sosyal medya araçlarının şirketler açısından önemsenmesini beklemek çok da doğru olmaz. Fakat umutsuz olmamak lazım. Nitekim çoğu uluslar arası şirket gelen başvuru sahiplerinin Xing ve LinkedIn profillerini ziyaret etmeden işe alımları gerçekleştirmiyorlar.
Konunun son odağı belki de doğrudan konuyla alakası olmayan akademisyenler. Üniversitelerdeki akademisyenler hala piyasa şartlarından bihaber. Birkaç üniversite haricinde öğretim görevlileri öğrencileri sadece “ders” ve “sınav” odaklı, lise eğitiminden farklı olmayan bir eğitim modeliyle eğitmeye çalışıyorlar. Bir akademisyenin esas görevi öğrencisinin işe alınmasını garantilemek olmamasına rağmen ona bu ortamı sağlamakla yükümlüdür diye düşünüyorum. Bunun için ilgili olduğu konu ile gerek özel sektör gerekse de devlet birimleriyle her daim ilişkide olan ve bu konu hakkında gerekli araştırmaları yapan akademisyenlere ihtiyaç var. Fakat herhangi bir üniversitede pazarlama dersi veren bir akademisyenin “interaktif pazarlama”nın farkında olup olmadığı tartışmaya açık doğrusu. Ya da insan kaynaklarını kapsayan bir bölümde eğitim gören öğrencilerin Online Özgeçmişler hakkında ne kadar eğitim aldıkları meçhul.


Sadece Twitter dahi artık iş aramak için kullanılabiliyor. Burada bir parantez açmak gerekebilir; hiçbir sosyal medya aracı bir öğrenciye direkt olarak iş sağlamaz. Bu tip araçlar networking amacıyla kullanıldığı zaman meyvelerini vermeye başlar. Ama Türkiye’nin diğer teknolojik trendlerde olduğu gibi bu trendi yakalamasında da biraz zamana ihtiyacı var. Gördüğüm kadarıyla Boğaziçi, Sabancı, Bilgi, ODTÜ ve Bilkent gibi öncü üniversiteler hem öğrenciler hem de akademisyenler açısından bu konuya hayli hâkimler. Topyekûn bir gelişmeyi ise üniversite öğrencilerinin bu araçları kullanmadaki ısrarcılığı getirecektir. Yani öğrenciler LinkedIn, Twitter, Xing, FriendFeed gibi araçları iş fırsatları için kullanmakta ısrarcı oldukça hem şirketler buna kulak tıkayamayacak hem de akademisyenler bu araçların ne anlama geldiği konusunda fikir sahibi olacaklardır.

Bu yazı ChatterBoxtr.com‘da yayınlanmak üzere Afşın Avcı tarafından yazılmıştır.

]]>
http://www.chatterboxtr.com/sosyal-medya-bir-universite-ogrencisine-ne-ifade-eder/feed/ 4
Basarılı Bir Kariyer; Koray Çandır http://www.chatterboxtr.com/basarili-bir-kariyer-koray-candir/ http://www.chatterboxtr.com/basarili-bir-kariyer-koray-candir/#comments Tue, 03 Nov 2009 10:53:54 +0000 Afşın Avcı http://www.chatterboxtr.com/?p=394 Kariyer yolculuğunuzdan bahsetmenizi istersek, bugüne kadar hangi görevlerde bulundunuz ve geleceğe yönelik kariyer hedefiniz nedir?
ODTÜ’den mezun olmadan önce proje mühendisi olarak çalışmaya başladım. Bu çalışma sırasında hem bir ekip çalışması içindeydim, hem de kendi yürüttüğüm belli görevlerim vardı. İş hayatımdaki ilk adımlarım işte böyle başladı. İlk iş tecrübemde işletme bilgisinin önemli olduğunu gördüm ve İşletme Master Programı’na girdim. Makoray_candirster sonrasında, iş hayatım için Ankara’da fırsatları kovalamaktansa İstanbul’a geldim.

Bir ay içinde doğrusu çok zevkli olduğuna inandığım bir işe başladım. Bu iş hem pazarlamayı hem de planlamayı içinde barındırıyordu. Küçük ama yoğun çalışan yurtdışı operasyonlardan sorumlu bir ekipte çalıştım. Bu çalışmalarım içinde doğrusu üst düzey yöneticilerin içinde yer almam benim için çok büyük bir fırsattı, daha yeni işletme master’ını tamamlayıp, çıkmışken çok iyi bir fırsatı değerlendiriyordum. Burada bir çok alanda İşletme Master Programı’nda öğrendiğim bilgileri pratiğe dönüştürme şansım oldu.

Yaklaşık iki sene çalıştıktan sonra SBS’te bir fırsat olduğunu öğrendim. Karşımda müthiş bir çaba ve başarı gerektiren bir iş vardı. Başlangıçta genel müdüre bağlı olarak danışmanlık yaptım. Daha sonra şirkette strateji ve operasyonel mükemmelliyete yönelik çalışan bir ekip oluşturdum ve ekibimdeki arkadaşları oluşum sürecinde farklı projelere yönlendirdim. Yeniden yapılandırma sırasında stratejik planların operasyonel hale gelmesini sağlamak için ne şekilde kullanılacağına dair çalışmalar gerçekleştirdik. Daha sonra sorumluluklarıma pazarlama da dahil edildi ve Stratejik Planlama ve Pazarlama Grup Müdürü olarak yöneticiliğe devam ettim. Şirketin pazarlama planını ortaya çıkarttık, hizmet portföyünü oluşturduk, müşteri ilişki yönetimi üzerine çalıştık ve satış tarafındaki süreçlere katkıda bulunduk. Bu dönemde SBS büyük başarılar elde etti. Ayrıca iş geliştirme sorumlulukları üstlenerek Türkiye’de ilk olan bilişim güvenlik hizmetlerinin iş geliştirmesini gerçekleştirdim.

Normalde lise eğitimi çok fazla sorulan bir soru değildir ama mevzubahis T.E.D Ankara Koleji olunca sormadan geçmek olmaz. Liseden başlayarak, daha sonrasında üniversite ve master eğitimlerinizin şu anda bulunduğunuz yerde olmanıza hangi yönde katkısı oldu?

Doğrusu T.E.D Ankara Koleji gurur duyduğum bir lise. Oradaki arkadaşlıklar, edindiğim öğrenim daha sonraki iş hayatımın ve öğrenimimin temelini oluşturdu. Üniversitede ise mühendis olmamdan dolayı analitik bir bakış açısı kazandım. Bu durum birçok konuyu parçalara ayırıp yönetebilme gibi bir nosyon kazandırdı. Makine mühendisiyim ama ne kadar mühendislik yaptın diye sorarsan sadece bir sene yaptım doğrusu. Daha sonrasında işletme ağır bastığı için ODTÜ’de İşletme Master’ına başladım. Master apayrı bir yöndü. Zaten o doğrultuda da devam ettim. Ağırlıklı olarak Pazarlama ve Planlamayla ilgilendim. Ardında da İTÜ’de de Pazarlama alanına odaklanarak doktoraya başladım. Fakat doktorayı işle beraber yürütmenin aslında çok zor bir iş olduğunu sonradan anladım.

Peki neden yurtdışı değil de yurtiçiı master’ı tercih ettiniz? Bir de neden aynı üniversitede?

Doğrusu yurtdışı master çeşitli imkanlar gerektiren bir seçenek. O günlerde ODTÜ’deki hocalarım beni teşvik etti ODTÜ’de master yapmaya. Yurtdışı master o zaman araştırmadığım bir seçenekti. Hocalarımın ve çevremin beni ODTÜ’de master yapmaya teşvik etmesi bu kararı vermemde etkili oldu.

Peki eğitim ve iş hayatınızda sizi yanınızdakilerden farklı kıldığını düşündüğünüz bir özelliğiniz var mıydı? Varsa öğrenebilir miyiz?

Özellikle master sırasında mümkün olduğu kadar geniş bir çevre ve sosyal aktivitelerle ilgilendim. Bunlar insana çok önemli imkanlar sağlıyor. Ben de doğrusu iş hayatındaki fırsatları bu şekilde yakaladığımı söyleyebilirim. Hem ilk hem de ikinci işimde tanıdıklarım sayesinde fırsatlardan haberim oldu. Daha sonrasında standart işe alma süreci sonrası bu işleri elde ettim.

Yani aktif olmak diyebiliiriz?

Evet, tabii ki. Ben şuna inanırım; şans birçok noktada karşınıza çıkabiliyor, eğer hazırlıklıysanız bunları değerlendirebiliyorsunuz. Benim karşıma şansın çıktığı birçok noktada hazırlıklı olduğumu düşünüyorum. Hazırlıklı olmak da bir yandan çalışmak, bir yandan da çevre manasına geliyor.

Üniversite eğitimi sırasında aktif olmak ve akademik başarı arasındaki denge hakkında ne düşünüyorsunuz?

Biraz ben soruyu açayim aslında; sadece iş veya okul hayatında değil, insan hayatı boyunca pek çok topu havada çevirmeye çalışıyor. Bunlardan biri sağlık, bir diğeri aile, bir diğeri iş, öğrenim… Zaten ben öğrenimin hayat boyu süren bir şey olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla hiçbir zaman birinden biri ağır basmalı gibi bir yaklaşımım yok. Nasıl bir sirkte bu topları düşürmeden hepsini çevirip gösteriyi devam ettiriyorlarsa sizin de bu gösteriyi hayat boyu yapabiliyor olmanız lazım.

Soruya gelecek olursak, tabii ki başarıyı getiren şey genelde iyi bir okul hayatıdır. İstisnalar dışında bu böyledir. Not ortalaması bir sonuçtur fakat bir ölçü olduğu da gerçektir. Ama bunun yanında her zaman iyi bir çevre edinebiliyor olmak, sosyal olarak da başarılı olmak başarıyı getirir. Kulüpler, organizasyonlar veya hocalarınız tarafından takdir edilecek fırsatları değerlendirebiliyor olmanız eğitim başarınızın yanında elde etmeniz gereken başarılar.

Dolayısıyla akademik başarı ve kabarık bir staj defteri gayet önemli?

Tabii ki. Staj konusuna girmedik aslında. Bence staj hepsinden daha önemli.

Sosyal aktivitelerden ve not ortalamasından daha önemli yani?

Ama diğer yandan iyi bir stajı yapabilmek için bu ikisi olmazsa olmaz. Bunlar bağlantılı birbirine. Ama bu ikisine sahip olup da stajı yapmadığınız takdirde bu başarınızla elde edebileceğiniz iş imkanlarınızı değerlendiremiyor olursunuz. Mesela sene içinde 7-8 ay çalışan bir öğrenci “bu yaz dinleneyim” diye düşünürse karşısına çıkabilecek fırsatları kaçırıyor olabilir. O nedenle tavsiyem kesinlike yaz mevsiminde olabildiğince iyi bir yerde staj yapılması. Bu stajın ileride öğrenciyi iş hayatına hazırladığı unutulmamalı.

Siemens’de çalışırkan çalışanlarımın çoğunu daha önceki stajerlerden seçmişimdir. Kimisi okulunu bitirip staja gelip, iki ay sonra işe alındı. Kimileri de bir önceki sene staja gelmişlerdi, ertesi sene işe alındılar. Bu durum hem öğrenci hem de yönetici için çok faydalı bence. Çünkü özgeçmişe bakarak işe alma görücü usülü evlenmeye benziyor. Çok kısa görüşmelerle yönetici, adayı tanımaya çalışıyor.. Bu görüşmelerdeki beklentilerin ileride karşılanmaması hayal kırıklığı yaratabiliyor. Dolayısıyla stajda elde edilen referanslar ve başarılar iş arayanlar için müthiş bir avantaj sağlar.

Üniversite eğitim kısmını biraz toparlayacak olursak Türkiye’de bir üniversite öğrencisinin kendini farklılaştırması için güzel bir not ortalaması, sosyal aktiviteler, organizasyon becerisi ve bunların sonucu olarak iyi yerlerde yapılmış başarılı stajlara ihtiyacı var diyebilir miyiz?

Evet. Bunların sonucundan çok, iyi stajların sonunda iyi bir iş elde edilecektir. Bu üçünün bağlantısını böyle kurabiliriz.

Peki iş hayatınıza geçelim istiyorum. Hatırlaması zor bir soru olabilir belki, iş hayatınızda yaşadığınız en büyük kriz neydi? Nasıl çözdünüz?

Almanya’daki tecrübelerimden bahsedebilirim. Ben bunu çok büyük bir kriz olarak görmüyorum aslında. Yurtdışındaki iş imkanları insana farklı tecrübeler kazandırıyor, sen de fark edeceksindir bunu. Almanlarla Türklerin iş yapış biçimleri çok farklı. Benim şöyle bir imkanım oldu; ben Almanya’da, Amerika’daki işlerin koordinasyonundan sorumluydum. Dolayısıyla hem Amerikan, hem Alman hem de Türk iş yapış biçimi bir araya gelmiş oldu.

Bir ara Almanları ve Amerikalıları bir arada çalıştıracak bir proje teklifi hazırlamamız gerekiyordu. Bu süreçte Amerikalılar teklifi hazırlamak için çok istekliyken Almanlar ise rahatsızdı. Çünkü Almanlar kendilerine son anda gelen işlerden hiç hoşlanmıyorlar. Amerikalılar, teklif vermeye son dakikada karar verince, Almanları bu işin içine çekmek zor olmuştu. Burada zorluk Almanların son dakika işlerini sevmemelerine rağmen onları ikna etmek, Amerikalıların da bir yandan Almanlarla sorunsuz bir şekilde çalışmalarını sağlamak olmuştu. Nasıl aştığımıza gelirsek Almanlara işin ne kadar acil ve kendileri açısından da önemli bir referans olduğunu anlatarak, onları ikna ederek aştık.

Burada önemli olan farklı kültürlerin farklı yaklaşımlarına hazır olabilmek ve bunlara yönelik farklı taktikler gerçekleştirebiliyor olmak.

Biraz da sizin alanınızla ilgili konuşmak gerekirse, IT’nin ilerlemesiyle birlikte Pazarlama inanılmaz açılımlara yöneldi. Türkiye’de ve dünyada IT’nin pazarlamayı değiştirmesiyle ilgili ne gibi fırsatlar var?

Çok büyük fırsatlar var. Tutundurma çalışmaları olarak baktığımızda bundan 10 sene öncesinde internet çok az bütçe ayrılan bir mecraydı fakat şimdi kimi bütçelerin %50den fazlası internete ayrılıyor. Kadroların değişmesi,  internet bilgisi ve bilincine sahip kadroların artmasıyla bu tarafa doğru çok daha ciddi bir yönelim olacak zaman içinde. Ben internetin pazarlamadaki rölünü çok büyük görüyorum.

Son zamanlarda ortaya çıkan sosyal ağların da daha fazla kullanılmasıyla internet üzerinden pazarlamanın daha verimli kullanılacağını düşünüyorum. Bu alanda büyük fırsatlar var yöneticiler için. Bunları kullanan kazanacak, kullanamayan geride kalacak.

Sosyal ağlar demişken, sırf bu fırsatı kaçırmamak adına bazı markaların sosyal ağ iletişimini abarttığını düşünüyorum. Eskiden bir ürünü TV’de görüp, bakkaldan alırdık. Şimdi ise çok samimi bir ilişki ortaya çıktı. Bu ilişkinin derecesi nasıl yönetilmeli?

Bence güzel bir noktaya değindin. Burada önemli olan şu; marka kimliği. Eğer stratejiler marka kimliğine göre belirleniyorsa görebiliriz ki bazı markalar sosyal ağları daha fazla kullanırken bazıları da daha sınırlı olarak kullanacaklar. Burada bir genelleme yapıyor olmak zor ama söylenebilecek en geçerli şey bu durumun tamamen ilgili markanın stratejisine bağlı olduğu.

Peki başarılı bir iş hayatının sonu hep danışmanlığa mı gider?

(Gülüyor) Güzel soru. Doğrusu danışmanlık şu noktada ilgi çekici; siz sahip olduğunuz bilgiyi, elde ettiğiniz tecrübeyi eğer kullanabiliyorsanız bu sizi tatmin eder. Yani şunu kast ediyorum; çeşitli şirketlerde otuz senelik yöneticilik yapmış bir kişi emekli olduğunda inzivaya mı çekilmek ister yoksa o bilgi ve tecrübeyi farklı yerlerde kullanmak mı ister? Benim tahminim ikincisi yönünde.

Eğer başarılı bir iş hayatının sonunda başarılı bir danışman olabilmişseniz ne mutlu size. Çünkü bu, sahip olduğunuz tecrübeyi ve bilgiyi başkaları için, başkalarına yol göstererek kullanabiliyor olduğunuzu gösterir.

Her ne kadar tecrübeli olsanız da danışmanlık konusunda bir şirket kurup tek başınıza yürütmek bir nevi girişimcilik sayılır. Bildiğiniz bir alan olsa dahi tamamen sizin sorumluluğunuz olan bir işin altına giriyorsunuz. Bu ne gibi keyif veya zorluk getirdi hayatınıza?

Zorluklardan başlamak gerekirse, siz bir şirkette bir pozisyonu üstleniyorsunuz. Bu pozisyonun bir iş tanımı olur. Şirketin içinde de tanımlanmış yönetmelikler ve prosedürler mevcuttur. Dökümanların standardizasyonu vardır. Yani dönen bir çarkın içinde bir dişli oluyorsunuz. Ama bir girişimci olarak kendi işinizi kurduğunuzda herhangi bir sistem söz konusu değil. Sistemin sözkonusu olmaması bir sistem yaratmanızı gerektiriyor. Bu işin güç tarafı fakat sahip olduğunuz tecrübe bunun üstesinden gelmenize yardımcı oluyor.

Keyfine gelirsek de ileride bu işin sonucunda başarmış olduklarıma dönüp baktığımda çok büyük keyif alacağıma inanıyorum. Bunları birey olarak yapmış olmak da artırıyor bu keyifi.

Başarı denince aklınıza gelen ilk üç kelime ya da kavram nedir?

Çalışmak, çalışmak, çalışmak…

Sabancı modeli oldu bu sanki?

Çalışmak aslında en önemli kavram. Ama onun arkasında iyi bir ağ kuruyor olmak önemli. Sizin başarınıza katkısı olacak insanlar ve çevre çok önemli. Dediğim gibi şans çeşitli anlarda yüzünüze gülebiliyor. O fırsatları değerlendirebilmek için hazırlıklı olmanız gerekir. Hazırlıklı olmak da çalışmaktan geçiyor. Onun için çalışmak, çalışmak, çalışmak diyorum.

Son olarak ChatterboxTr’a göz attınız mı? Yorumlarınızı alabilir miyiz?

Çok başarılı bir site. Görünüm olarak beğendim öncelikle. Asıl önemlisi konusunda uzman kişilerle röportaj yapıp onların yazılarına yer vermeye çalışıyorsunuz. Ne yaptığınızı bilerek ilerliyor olmanız da hoşuma gitti. Tabii burada sanırım Aslıhan Nasır’ın da büyük bir payı var. O açıdan da büyük bir şansınız olduğunu düşünüyorum. Gelecekte de daha büyük başarılar diliyorum.

Bu röportaj ChatterBoxtr.com‘da yayınlanmak üzere Afşın Avcı tarafından hazırlanmıştır.

]]>
http://www.chatterboxtr.com/basarili-bir-kariyer-koray-candir/feed/ 5
“Kisisellestirilmis Pazarlama” Her Zaman Kazandırır mı? http://www.chatterboxtr.com/kisisellestirilmis-pazarlam/ http://www.chatterboxtr.com/kisisellestirilmis-pazarlam/#comments Mon, 28 Sep 2009 09:15:51 +0000 Afşın Avcı http://www.chatterboxtr.com/?p=383 Hande Kımıloğlu – Son yılların en baş döndürücü teknolojik gelişmelerinin başında telekomünikasyon ve Internet dünyasında olup bitenler geliyor. Herkesin, her an, her yerde ulaşılabilir ve iletişim kurulabilir durumda olması sadece gündelik yaşamı ve iş dünyasını hızla mobilize etmekle kalmıyor, pazarlamacılar için de tüketicilerini daha yakından tanımak ve onlarla bireysel düzeyde ilişkiler kurmak için elverişli bir ortam yaratıyor. Bu birebir ilişki kurabilme avantajının en önemli sonuçlarından biri de çoğumuzun gitgide artan sıklıkta karşılaştığı “kişiselleştirme” faaliyetleri.

Kişiselleştirme uygulamaları pazarlamacılar tarafından ürün ve hizmet geliştirmeden, iletişim, reklam ve promosyonlara, fiyat belirlemeden, müşteri ilişkileri yönetimi politikalarına kadar birçok alanda yaygın olarak kullanılmakta. Özellikle Internet pazarında gitgide daha fazla ilgi gören kişiye özel ürünler bunun başlıca örneklerinden biri. Artık tüketiciler spor ayakkabıdan tişörte, kalemden kahvaltı gevreğine, oyuncak bebekten masal kitabına, mücevherden bisiklete kadar sayısız ürünü çeşitli özellikleri ekleyip çıkararak tamamen kendi istekleri doğrultusunda oluşturabiliyorlar. Diğer yandan cep telefonlarımız ya da e-posta kutularımız “bize özel” tanıtım, reklam ve promosyon önerileriyle dolup taşıyor. Hatta Internet müzayedeleri ya da “kendi-fiyatını-kendin belirle (name-your-own-price)” modelleriyle ürün ya da hizmetler için ödenen bedeller bile kişiden kişiye değişebiliyor.

Peki bu kişiselleştirme uygulamaları her durumda tüketiciyi memnun ediyor mu, ya da her ürün, marka ve hizmet için avantaj sağlıyor mu? Pazarlamacıların bu tür faaliyetlere “teknoloji bunu yapılabilir hale getirdiği için” ya da “rakiplerden geride kalmamak için” iyi bir planlama yapmayı ihmal ederek girişmesi beklenen sonuçların elde edilememesine, hatta marka imajının zarar görmesine neden olabiliyor. Bu nedenle firmaların kişiselleştirme uygulamalarında birkaç anahtar noktada çok dikkatli ve özenli olmaları gerekiyor.

Bu tür uygulamalarda kaçınılması gereken en önemli hatalardan biri samimiyetsizlik. Hayatınızda sadece bir kez gittiğiniz bir otel ya da restorandan “siz değerli müşterimize özel” hitabıyla bir indirim ya da kampanya haberi geldiğinde kendinizi gerçekten özel hissediyor musunuz? Ya da çok uzun süredir kullanmadığınız bir kredi kartının müşterisi olarak size çok özel faizlerle kredi olanağı sunan bir teklif sizi düşündürüyor mu? Bu ve bunun gibi samimiyetsiz tekliflerin tüketiciler tarafından ilgi görme olasılığı oldukça düşük.

Kişiselleştirme çabalarının en belirgin sorunlarından bir diğeri de tüketici için anlamlı bir fayda sunamamakla ilgili. Bu tür faaliyetler müşteri tarafından da bir girdi (“input”) gerektiriyor. Ya firmaya kendinizle ilgili yüklü miktarda bilgi vermeniz ya da bir ürün ya da hizmeti istediğiniz gibi özelleştirmek için üzerinde bilfiil çalışmanız gerekiyor. Bunun karşılığında tüketici kendisine belirgin derecede fayda sağlayan bir sonuç elde etmek istiyor. Bu, herkestekinden farklı ve ilginç bir ürün ya da kendisini tanıyan bir kurumla çalışmanın sağladığı işlem kolaylığı olabilir. Örneğin, bir havayolu şirketi birkaç yıldır her Ramazan Bayramı’nda aynı uçuş hattını kullandığınızı farkederek bu kez size bayramdan bir süre önce cazip bir fiyatla aynı hat için teklifte bulunsa işte o zaman bunun gerçekten “size özel” ve iyi düşünülmüş, akıllıca planlanmış bir uygulama olduğu ve tüketiciye anlamlı bir fayda sağladığı söylenebilir. Bu fayda her zaman ekonomik olmak zorunda da değil. Bir Internet sitesinden daha önce yaptığınız alışverişlerin ve sizin kişisel özelliklerinizin dikkate alınması ve bir sonraki alışverişinizde size buna göre yeni tekliflerde bulunulması da basit, size doğrudan maddi kazanç sağlamayan, ama alışverişinizi kolaylaştıran ya da renklendiren bir uygulama. Belki milyonlarca çeşidin arasında kendi kendinize arayıp bulamayacağınız yeni ürünlerin önünüze konması anlamlı bir fayda örneği.

Diğer yandan gerçekten kişiye özel avantajlar sunabilen bu tür akıllı sistemlerin oluşturulması ve yönetilmesi oldukça ciddi bir yatırım gerektiriyor. Firmaların bu yatırımın getirisini sağlama çabaları da tüketicilere bazı ekstra maliyetler getiriyor. Kendi isteğinize göre tasarladığınız hatta üzerine isminizi yazdırdığınız bir spor ayakkabıyı üretip size yollayan firma, elbette bunun için standart bir spor ayakkabı için ödediğinizden biraz daha yüksek bir fiyat talep ediyor ve bu işin riskini de üstlenmenizi bekleyerek iade kabul etmiyor. Bu işin maddi boyutu. Bir de maddi olmayan maliyet var ki birçok tüketiciyi daha da zorlayan kısım belki de bu: bilgi verme maliyeti. Tüketiciler kişiselleştirme uygulamalarından faydalanabilmek için çok fazla bilgi vermek zorunda kalabiliyorlar. Ancak firmanın da bu bilgiyi almadan, az önce sözünü ettiğimiz anlamlı fayda sunan ve gerçekten kişiye özel olan teklifleri sunmaları kolay değil. Burada en akıllıca yaklaşım müşteri bilgisini toplama sürecini adım adım ve müşteriyi fazla yormadan yapmak. Müşteriler ilk kez alışveriş ettikleri bir Internet sitesinin kendilerini demografik özellikleri, ilgi alanları, daha önce Internet’ten satın aldıkları tüm ürünler, vs. gibi birçok konuda soru yağmuruna tutmasından kesinlikle hoşlanmayacaklardır. Bu bilginin bir kerede değil zaman içinde zenginleştirilip güncellenecek bir yapıda derlenmesini sağlayan sistemler firmalar için çok daha iyi sonuç verecektir.

Elbette müşteri bilgisini toplama sürecinin kişisel mahremiyeti zedelememesi da çok önemli. Hiç tanımadığımız, adını dahi duymadığımız firmalardan gelen tekliflerin bizi rahatsız etmesinin başlıca nedeni bu. Bu durumlarda sorduğumuz ilk soru: “Beni nereden buluyorlar ya da tanıyorlar?” oluyor. Kısacası kişiselleştirilmiş uygulamalar firma ile müşteri arasında mevcut ve sürekli bir ilişki varken marka ya da firma bağlılığını besleyebilir ancak hiç tanımadığınız yerden şahsınıza gelen bir teklif memnuniyetten önce soru işareti yaratarak firmanın marka imajını zedeleyebilir.

Özetle, kişiselleştirme uygulamaları çok iyi planlanması gereken ve öncelikle çok akıllı bir altyapı üzerine kurgulanması gereken faaliyetlerdir. Bu uygulamalar ancak kurumun müşteri verisini doğru zamanlamayla ve doğru biçimde derleyen ve bu bilgiyi anlamlandırabilen bir sistemi varsa; bunun da ötesinde bilgiye dönüşen bu veriyi yorumlayıp anlamlı pazar sunularına dönüştürebilecek pazarlama yöneticileri de mevcutsa müşteri memnuniyet ve sadakatini ciddi biçimde artırabilir, marka imajını olumlu yönde besleyebilir, uzun vadede de kar getirebilir. Ancak görünürde kişiselleştirme kisvesi altında kısa vadede kar elde etmeyi hedefleyen her türlü faaliyet firmaya hem maddi hem marka imajı yönünden zarar olarak geri dönecektir.

Bu yazı ChatterBoxtr.com‘da yayınlanmak üzere Hande Kımıloğlu tarafından yazılmıştır.


]]>
http://www.chatterboxtr.com/kisisellestirilmis-pazarlam/feed/ 1
Okurken Çalısmak… Ama Nasıl?(3) http://www.chatterboxtr.com/okurken-calismak%e2%80%a6-ama-nasil3/ http://www.chatterboxtr.com/okurken-calismak%e2%80%a6-ama-nasil3/#comments Mon, 31 Aug 2009 08:25:47 +0000 Afşın Avcı http://www.chatterboxtr.com/?p=373 Ebru Baranseli - Sevgili Afşın Avcı, ChatterboxTr için hazırladıkları yazı dizisinden bahsedip, “Üniversite öğrencilerinin eğitimleri sırasında çalıştıkları veya çalış(a)madıkları işler” konusunda bana söz vermek istediklerini söylediğinde, konunun uzmanı olmadığım için yazamayacağımı düşündüm. Zira okurken çalışmak konusu diğer pek çok konu gibi Türkiye söz konusu olduğunda sosyolojik bir inceleme alanı kanımca. Yazı dizisine ait diğer iki yazıyı okuduğumda söyleneceklerin çoğunun söylenmiş olduğunu da farkettim.

Sevgili İpek Aral Kişioğlu, gerek kişisel deneyimlerini, gerekse uzmanı olduğu alanla ilgili bilgilerini anlaşılır ve akılda kalıcı bir şekilde paylaşmış. Okurken çalışmak isteyip de! çalış-a-mayanların psikolojik bahanelerini sıralayıp neden bahane olduklarını da açıklamış. Feyyaz Bicak ise üniversite öğrencisi olarak, okurken çalışmak fikrinin Türk aile yapısı ve kültürel faktörlerle ilgili bağlarına değinip, lise döneminde başlayan deneyimlerinden söz etmiş. Okurken çalışmak isteyenlerin karşılaşacağı olası tepki ve güçlerin yanısıra çalışmanın kattığı değerleri anlatmış.

Her iki yazı da konuyla ilgili endişeleri, nedenlerini, sonuçlarını ve aksi tercihin getirilerini çok yerinde saptamalarla dile getirmiş. Bir akademisyen olarak görüşüm istendiğinden, yazı dizisine katkımın kendi öğrencilik yıllarımdaki deneyimlerin yanısıra Anadolu Üniversitesi’nde, öğrencilere ait gözlemlerimi paylaşarak mümkün olacağına karar verdim.

Grafik Tasarım lisans yıllarında zorunlu staj yaptığım ajanstan yarı zamanlı iş teklifi gelmesiyle başlayan çalışma hayatı serüvenim, öğrenciliğim boyunca aynı tempoda sürdü. Öğrenim gördüğüm alanda çalışıyor olmanın sayısız avantajını yaşadım. Buna rağmen güçlükleri de oldu elbette. Tahmin edileceği üzre aileden gelen tepkiler ve ikna çabaları bu güçlüklerin başında geliyordu. Ailemin tek endişesi geç saate kadar çalışıyor olmamdı. Sonunda bu konudaki heyecan, istek ve hevesimi farkedip, arada uyarılar yapmak dışında okurken çalışmama ikna oldular, okul ve derslerimle ilgili herhangi bir endişeleri yoktu zaten. Çeşitli nedenlerle okuldan, hocalardan gelen tepkiler de vardı ancak bunlar tercihlerini bilinçli bir şekilde yapan ve sorumluluklarını yerine getirebilenler için sorun sayılmayacağından söz etmeye gerek görmüyorum. Belki baskı altındayken farkında olmayabilirsiniz ancak hayatınızla ilgili en doğru kararlar sorumluluğunu kimsenin üzerine atamayacağınız, olası risk ve sonuçlarını göğüslemeye hazır olduğunuz kararlardır. Diğer yandan, Grafik Tasarım, Sinema- Televizyon v.b. uygulamalı alanlarda okurken çalışmak, def-i bela kabilinden yapılacak bir stajdan çok daha önemli deneyimler kazandırır. Bu deneyimler ilgili bilgisayar programlarını, teknik ekipmanı kullanmak, alışmak,  teknik  anlamda beceri kazanmanın yanısıra problem çözmek, araştırma yöntemleri ve fikir bulmak gibi önemli adımları kapsamaktadır. Sözünü ettiğimiz bu adımlar ne kadar erken hayatınızın bir parçası haline gelirse o kadar hızlı ilerler ve o kadar kolay disipline olabilirsiniz. Özellikle bilgi ve iletişimin bu denli önemli olduğu,  iletişim teknolojilerinin hızla değiştiği bir zamanda yaşıyorsanız elinizdeki en önemli anahtarlardan biri şüphesiz bu deneyimler olacaktır.

Okurken çalışmanın avantajlarını, akademisyen olduktan sonra bu defa öğrencilerim sayesinde gördüm. Öncelikle onları sektöre hazırlarken bilginin dışında tecrübelerinizi de paylaşmanız önem arzetmekte.  Mezun olduktan sonra sektörde çalışmayı tercih etmeyip (ki bu durumda bile mezuniyet sonrası bir süre sektörel tecrübe kazanmalarını öneririm), akademisyen olmaya karar verenlerin de doğal olarak bu deneyime ihtiyacı olacaktır. Zorunlu staj programı öğrencileri çalışacakları alana hazırlamaya yönelikse de çalışma hayatının sağlayacağı özgüven, sorumluluk bilinci, ekip çalışması disiplini yanısıra ekonomik getirilerin de önemli bir motivasyon olduğu açıktır.

Okurken çalışmak isteyen öğrenciler, aşırı sahiplenmiş aile, kültürel, çevresel ve psikolojik faktörleri bir şekilde aşıp çalışma hayatına atılmaya kararlı oldukları noktada da iş seçimi ve iş bulmak gibi sorunlarla başbaşa kalacaklardır. Bu aşamada yaşadıkları iyi ve kötü her tecrübe önemli birer ders niteliğindedir. Kendi alanları dışında, farklı söktörel deneyimler de kişisel gelişim açısından katkılar sağlayacaktır. Bir de okudukları üniversitelerin öğrencilerine sunduğu çalışma olanakları bulunmaktadır. Anadolu Üniversitesi’nde farklı birimlerde pek çok öğrenci, öğrenci işçi statüsünde çalışmaktadır. Öğrenciler ders programlarına uygun saatler dahilinde, yemekhanelerden, televizyon stüdyolarına, grafik tasarım ofislerinden, fakülte ve yüksekokullara, etkinlik organizasyonlarından, kütüphaneye, radyoya, basımevine kadar çeşitlilik gösteren birimlerde talepler ve kişisel tercihleri doğrultusunda kendi alanlarında veya alan dışı çalışma imkanına sahipler. Bu sayede çalışma hayatını okul programalarını da aksatmayacak bir takvimle deneyimleme fırsatı bulmaktadırlar. Öğrenciler çalıştıkları saat üzerinden belli bir miktarda ücretlendirilmekte bu sayede kişisel gelirlerine de katkı sağlamaktadırlar. Öğrenci işçi olarak çalıştıkları dönemi önemli bir iş tecrübesi olarak cv’lerine de eklemektedirler.

Üniversite dönemi kalıcı arkadaşlıkların, eğlencenin, birey olma yolundaki mücadelenin, kişisel gelişim, değişim ve dönüşümün en yoğun olduğu dönem olarak değerlendirildiğinde, bu dönemde kazanılan iş tecrübesinin önemi biraz daha ortaya çıkmaktatır. Eskişehir gibi üniversite şehri olarak anılan, öğrenci nüfusunun yoğun olduğu şehirlerde çalışma deneyimi kazanmanın diğer şehirlere oranla çok daha kolay olduğunu düşünüyorum. Ailesinden uzakta okuyan öğrenci, henüz şehre geldiğinde kendi ayakları üzerinde durma adına ilk tecrübesini edinmiştir. Kaldığı yurtta veya kiraladığı evde kendi kararlarının önemini, sorumluluklarını ve hayatının bu kararlar doğrultusunda şekilleneceğini ister istemez farkedecektir. Birey olma yolundaki bu ilk adımı okurken çalışma kararı/tercihi izlerse bu kişisel gelişimi adına önemli bir fırsat olacaktır. Üniversitenin ve şehrin sunduğu olanaklar dahilinde bu fırsatın değerlendirmesi hiç de güç değildir. Sadece istek ve heyecan işidir.

Farklı şartlar insanlara farklı katkılar sağlar, önemli olan farkındalık çünkü ancak farkettiğinizde gayet kötü bir tecrübenin bile size olan olumlu katkısını görebilir ve değerlendirebilirsiniz. İlerlemek, karşınıza çıkan olumsuzluk ve engelleri yeni stratejiler, yeni yöntemler geliştirmek için kullandığınızda mümkün olacaktır. Tek bir amaca motive olup, tek yönde yol almaya çalışmaktansa olasılıklara da açık olmanızı öneririm. Böylece sadece bir yolculuk yapmak yerine manzaranın da tadını çıkarma imkanı bulacaksınız. Başarılar dilerim.

Dizinin ilk iki yazısına buradan ulaşabilirsiniz: Okurnen Çalışmak… Ama Nasıl?(1), Okurken Çalışmak… Ama Nasıl?(2)

Bu yazı ChatterBoxtr.com‘da yayınlanmak üzere Ebru Baranseli tarafından yazılmıştır.

]]>
http://www.chatterboxtr.com/okurken-calismak%e2%80%a6-ama-nasil3/feed/ 30
Okurken Çalısmak… Ama Nasıl?(2) http://www.chatterboxtr.com/okurken-calismak%e2%80%a6-ama-nasil2/ http://www.chatterboxtr.com/okurken-calismak%e2%80%a6-ama-nasil2/#comments Tue, 25 Aug 2009 08:44:26 +0000 Afşın Avcı http://www.chatterboxtr.com/?p=359 Feyyaz Bicak - Öğrencilik süresinde, özellikle de üniversite eğitimi sırasında yarı zamanlı işlerde çalışarak boş zamanlarını değerlendirmek çoğu Türk gencinin pek de alışık olmadığı bir tercih. Aslında pek çok ülkede öğrencilerin üniversite yıllarında yan işlerde çalışıp kişisel bütçelerini yaratmaları çok önemli bir deneyim. Ülkemizde gerek kültürel yapı gerekse aile içi yaşamsal sorumluluk geleneği gereği gençler ve aileleri bu okurken çalışma fikrine temkinli yaklaşmaktalar. Bu önyargıyı görmezden gelip, çalışmanın kişisel gelişimine katkısını da fark edebilen bir öğrenci, günümüz şartlarında kendisini etrafındaki birçok insandan “farklı” kılma yolunda önemli bir kazanım edinebilir.

part-time-jobs_4-22-08Gerçek anlamda sorumluluk alarak çalışmanın, kendi öz kazancının hesabını tutmanın, çok farklı insanlarla tanışıp onların deneyimlerinden yararlanmanın, yapabildiklerinin ve yapamayacaklarının ayırdına varmanın tadını ilk olarak lise yıllarında tatmıştım. Yaz aylarında bir plajda büfede çalışarak kazandığım ilk paranın tadını hala unutmam. O günlerde en büyük amacım zaten bütün yaz denize girdiğim yerde eğlenceme ufak bir heyecan ve maddi anlamda cebime katkı sağlamaktı. Daha sonraları üniversitede fuar görevlisinden bir hazır giyim mağazasında tezgâhtarlığa, barda garson olarak çalışmaktan anketörlüğe kadar çok farklı işlerde çalışma imkânım oldu. Üstelik bunlardan bazılarını yurtdışında da tecrübe etme şansım oldu.

Kuşkusuz bunları yaparken aynı zamanda okula gitmek biraz zorlayıcı olabiliyor; ancak okurken bu tip işlerde çalışmanın faydasını gördükçe bu zor durumun aslında çok değerli bir yatırıma dönüştüğü gerçeği sizin kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlıyor.

Okurken çalışmanın belki de en olumsuz yanı ülkemizde çok farklı tepkilerle karşılaşıyor olmanız. Aldığınız tepkilerin çalışma kararınızda ve iş seçiminizde engelleyici etkileri olabilir. Böyle durumlarda yapmanız gereken gerçekten çalışmayı isteyip istemediğinizdir. Bu kararı gerçek anlamda verirseniz genellikle etrafınıza çok da aldırmıyorsunuz.

Aldığım olumsuz tepkilerden çok olumlu tepkilerin ne kadar motive edici olduğundan bahsetmek istiyorum. Çalışmanın ne kadar önemli ve değerli bir etkinlik olduğunun farkında olan tanıdıklarınızın takdirlerini kazandığınızda ve kendinizde olan pozitif gelişmeleri fark ettiğinizde okurken çalışmanın hazzını gerçek anlamda alacağınıza eminim.

3014971936_59c06629ec_o

Yarı zamanlı çalışma deneyimleri sayesinde normal zamanda öğrenmesi zor pek çok şeyi farklı deneyimlerle beraber yavaş yavaş hazmederek öğrenme fırsatı bulabilirsiniz. Okurken çalışma esnasında aldığınız her görev, her sorumluluk sizin iş tamamlama, iş süreçlerini planlama, zamana göre kendini ayarlama gibi aslında profesyonel iş yaşamında da çok gerekli olan birçok yetiyi pratik etme ve kazanma yolunda size yardımcı olur. Özellikle Avrupa Birliği ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleri’nde bu bilinçle yola çıkan birçok genç, üniversite yıllarında çalışma yolunu seçer.

Bizim ailelerimiz çoğunlukla okurken çocuklarının çalışmasına karşı durmaktadırlar. Bunun en büyük nedeni kültürel özelliğimiz olarak ebeveynlerin çocuklarına “dadı”lık yapma niyetlerinin yıllar geçip çocukları büyüse de yok olmamasıdır. Aile içinde bu kol kanat germe her zaman maddi olarak destek olma durumu bizi, yani gençleri çalışma hayatına daha geç katılmaya yönlendirmektedir.

12460b88c7_bÜniversite yıllarınızda çalışmış olmanız sizin için geleceğe yönelik yaptığınız önemli bir yatırımdır. İş hayatı belirli temel prensipler ışığında değerlendirildiğinde en basit işletmeden tutun en büyük kurumsal ölçekli firmalara kadar özünde çok da farklılık göstermez. Yani bir iş için temelde yapılan şeyler benzerlik gösterir. Aldığınız görev veya pozisyonunuz ne kadar farklı olursa olsun bazı ana çalışma prensipleri ve alışkanlıklar değişmez. İstenilen şeyi zamanında yerine getirme, iş arkadaşlarıyla olan diyaloglarımız, sorumluluk anlayışımız gibi maddeler işe göre şekil değiştirse de  paralel bir bağla birbirine bağlıdır. Kendisini iyi yönde çalışma disiplini ve insan ilişkileri dahilinde geliştirmiş birisi bunun faydasını kuşkusuz görecektir. İşte bütün bunları öğrenmeye başlayabileceğimiz nokta da okurken bulduğumuz işler olarak göze çarpmaktadır.

Hepimiz yarattığımız değerlerle, ürettiklerimizle varız. Bu yüzden üniversite hayatı gibi en üretken en dinamik çağımızda yarı zamanlı da olsa çalışmak size de güzel bir fikir olarak geliyorsa hiç çekinmeden en yakın fırsatları değerlendirmeye bakın. Böyle yaparak hem deneyimlerinizi arttırıp kendinizi hiçbir kursta, sertifika programında edinemeyeceğiniz bilgi ve tecrübelerle donatabilir hem de maddi anlamda bütçenizde oluşacak katkıyla bir şeyler üretmenin tadına varabilirsiniz. Toplumda yüzde yüz “tüketici” olarak yaşamaktan sıkılanlara duyurulur: “Çalışmak ister miydiniz?”

Dizinin ilk yazısına buradan ulaşabilirsiniz: Okurnen Çalışmak… Ama Nasıl?(1)

Bu yazı ChatterBoxtr.com‘da yayınlanmak üzere Feyyaz Bicak tarafından yazılmıştır.


]]>
http://www.chatterboxtr.com/okurken-calismak%e2%80%a6-ama-nasil2/feed/ 7
Okurken Çalısmak… Ama Nasıl?(1) http://www.chatterboxtr.com/okurken-calismak-ama-nasil1/ http://www.chatterboxtr.com/okurken-calismak-ama-nasil1/#comments Mon, 17 Aug 2009 13:18:13 +0000 Afşın Avcı http://www.chatterboxtr.com/?p=344 İpek Aral Kişioğlu – Üniversite yıllarında çalışmak veya çalışmamak bir tercih meselesidir. Sözün özü ile çalışmayı tercih eden bir genç her ne koşul olursa olsun kendisine yapacak iş bulur. Tercih etmeyen de serbest vaktini gönlünce değerlendirebilir. Bu iki seçim için kimsenin hiçbir şey demeye hakkı yoktur. Ama bir de “ben çalışmak istiyorum ama yapacak iş bulamıyorum” diyen ve sayısı oldukça kabarık bir kitle vardır ki, bu grup ileride iş hayatında da aynı hayat politikasına devam ederler: “Ben yapmak istemiştim ama imkan verilmedi, ben etmek istemiştim ama yol gösteren olmadı”. Bu yazı üniversite yıllarında çalışmak isteyip de “kendisine uygun” işi bir türlü bulamayan gençler için yazıldı. Lütfen çok dikkatli okuyun.

internship-1Üniversite yıllarında çalışan gençlere örnek olarak kendimi rahatlıkla verebiliyorum. Ailemin maddi durumunun fazlasıyla iyi olmasına rağmen okul yıllarımı uzatmak pahasına burnumu sokmadığım iş, çalmadığım kapı kalmamıştır neredeyse. Sigorta satmaktan çevirmenliğe, hosteslikten dergi yazarlığına, halkla ilişkiler elemanlığından anketörlüğe, hamburgercilikten garsonluğa bir üniversitelinin yapabilme imkanı olan her işe girdim, çalıştım. Bireysel gelişimimde büyük faydasını gördüğüm bu deneyimlerim sırasında yaşadıklarımı üç gruba ayırarak değerlendirmek ve sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu değerlendirmelerimi okurken eminim size de kafanızdan geçen birçok soruya ve sorgulamaya cevap bulacaksınız. Belki kendinizi de bir parça yargılayacak, eleştireceksiniz.

Birinci değerlendirmem çalışma girişimlerim esnasında ailemden, arkadaşlarımdan, çevremden aldığım tepkiler üzerine olacak:

a. Aileden tepkiler: “Maddi durum olarak hiçbir ihtiyacın yokken nereden çıktı bu çalışmak? Derslerin ne olacak?” Eğer ailenizin maddi durumu iyi ise yukarıda yazılı cümleler çalışmak isteyen bir gencin ebeveynlerinden en sık duyabilecekleri tepkilerdir. Bunun ötesinde çalışılmak istenen işin aileyi “utandırabilecek” nitelikte görüldüğü de olur. Mesela garsonluk. “Neee, benim kızım başkalarının tabaklarını mı taşıyacak? Yahu sen evde tabak taşımıyorsun, çok istiyorsan evdekileri taşı, ben sana üstüne para vereyim”. Olay bu noktaya vardığında gencin yapması gereken, gerçek istenilenin “garsonluk” değil, “çalışmak” edimi olduğu konusunda ailesini ikna etmesidir. Dersler ile çalışmanın eş zamanlı yürüyebileceği üzerine aileyi ikna etmek aslında kolaydır. Önce siz çalışmak konusunda kendinizi ikna edebildiniz mi, onu çok iyi sorgulayın.

b. Arkadaşlardan tepkiler: Arkadaşlardan gelen tepkileri üçe ayırabiliriz:

“Aaaa, harika, çok sevindim, keşke ben de çalışabilsem.” Son derece motive edici, destekleyici bir tepkidir ama bu tepkiyi vereni umulanın tersine azdır. En yakın arkadaşlar bile bu çalışma girişiminin gerisinde olumsuzluk ararlar. Bu aslen bizim milletimizin bir hastalığıdır; her şeyde olumsuzluk aramak. Hele ki çalışacağınız iş beğenilmez ise, mesela bir hamburgecide çalışacaksanız, bir perakendecide kasiyerlik yapacaksanız “hiç” olumlu tepki beklemeyin. Olumlu tepki veren arkadaşınız olursa da o kişiyi bir ömür kaybetmeyin.

“Hmm, neden ki? İhtiyacın mı var?” İkinci tepki merhamet içerir. Çalışmayı, üretmeyi insani bir dürtü olarak içlerinde yaşamayan, tüketici niteliğindeki arkadaşlarınız size yoğun bir acıma hissi duyacaklardır. Hiç umursamayın, gülün geçin.

“Iğğ, garsonluk mu?” Bu son tepkiyi veren kişileri hele arkadaş sıfatına hiç layık görmeyin derim. Bu kişiler bir ömür kendilerini taşıyacak ebeveyn, arkadaş, eş, dost, müdür peşinde olan, etiket meraklısı tiplerdir. Emeğe saygısı olmayanın ne kendisine, ne de başka bir şeye saygısı yoktur.

3679848164_1b5009c0c5_b

c. Çevreden tepkiler: Çevreden gelen tepkileri de üçe ayırabiliriz:

“Xyz’nin kızı hem okuyup, hem çalışıyormuş, aferin ona.” Örnek ebeveyn sıfatına sahip anne babaların veya büyüklerin vereceği tepkidir. Elbet içlerinde birçok kaygı vardır çalışma süreci adına ama çalışma girişimi ister olumlu, ister olumsuz sonuçlansın, her zaman çocuklarının arkasında duracaklarının  mesajını verirler bu şekilde ve ülkemizde maalesef pek azı bu tepkiyi verir.

“Xyz’nin oğlu garsonluk yapıyormuş, durumları mı kötü acaba?” Arkadaşlarınızdan alabileceğiniz ikinci tepki frekansındaki bu söylem yine bol miktarda merhamet, hatta acıma içerir. Siz önemsemeyin bu tepkileri ama unutmayın sizin için önemli olmasa bile aileniz kendileri için böyle sözlerinden sarfedilebilecek olmasından kaygılanabilirler. Onları ikna etmek yine size, kendinize olan güveninize, çalışma kararlılığınıza bağlıdır.

“Xyz’nin kızı tezgahtarlık yapıyormuş, ayıp valla, böyle bir aile … tıh tıh tıh” Bu tepkiyi veren çevrenizdeki insanlar ile ilişkinizi keserseniz siz bir şey kaybetmiş olmazsınız. Hatta hayat adına iyi de bir temizlik yapmış, yeni ve nitelikli insanlara bünyenizde hem zihinsel, hem de ruhsal yer açmış olursunuz.

İkinci değerlendirmem çalışmak isteyip de kendisine “uygun” iş bulamayanların bahanelerini içerecek ve onların aslında gerçeten çalışmak istemedikleri konusunda onları bir parça düşündürecek;

Bahane 1: “Hiçbir işin saati bana uymuyor!” Artık iş piyasasında, özellikle perakendecilik ve hizmet sektörlerinde üniversiteli gençlere yönelik birçok yarı zamanlı (part-time) iş mevcut. Kısacası bu bahaneniz baştan sona yersiz. Burada sorgulamanız gereken aslında tümüyle kendinizsiniz. Siz neden çalışmak istiyorsunuz? Yaptığınız ilgi çekmek amaçlı bir şımarıklık mı, yoksa gerçekten emek mi harcamak istiyorsunuz bir konuda, bir yolda? Eğer gerçekten emek vermekse neden Migros’da part time kasiyerlik veya tezgahtarlık yapmaktan, bir konfeksiyon mağazasında tezgahtarlık, bir pizzacıda garsonluk, fuarlarda veya promosyon faaliyetlerinde stand başında durmaktan imtina ediyor, bu işleri beğenmiyorsunuz? Yoksa sizin kaygınız başka mı? Lütfen alt bahaneyi okuyun.

Bahane 2: “Arkadaşlarım beni küçümser, rezil olurum.” İşte aslında iş piyasasında pek çok iş imkanı varken, çalışmak isteyip de binbir bahane üreterek çalışmayan gencin ana kaygısı : Arkadaşları karşısında küçük duruma düşmek, rezil olmak. Eğer böyle bir kaygı taşıyorsanız içinizde, sizin ciddi anlamda üstesinden gelmeniz gereken kompleksleriniz var demektir. Sınırsız şekilde Amerikan hayat tarzına özenen bir üniversite gençliğimiz var. Gençlik dizilerinde pizzacıda çalışan genç yakışıklı aktörü ve aktrisi gördüklerinde “keşke biz de böyle olabilsek, çalışabilsek” derler ama ben şimdi “gel o zaman benim pizzacımda garsonluk yap” desem, ölsem getirtemem o gençleri dükkanıma. O gençleri Burger King’de part time çalıştıramam, Pizza Hut’da servise sokamam. Neden, çünkü işi küçümserler, işi küçümsedileri için rezil olacaklarını düşünürler. O zaman bu zincirleme reaksiyondan kendilerine bu dükkanlarda servis yapan insanları genel olarak küçümsemektedirler sonucunu çıkartabiliriz ki, bu da ciddi bir “saygısızlık, kibirlik” problemidir ve kişi adına hiç de parlak bir durum değildir.

3814880388_4e0244411e_bŞimdi çok klişe ama gerçek birkaç cümle yazacağım : Amerika Birleşik Devletleri neden  Amerika Birleşik Devletleri ? Çünkü onlar bu işleri küçümsemiyor, çünkü onlar emeğe bize kıyasla çok daha fazla değer veriyor. Onlar üniversite yıllarında gidip dünyanın en iyi şirketinin en iyi bölümünde çalışamayacaklarını, oralarda çalışabilmek için çok daha farklı şeylerin gerekli olduğunu biliyorlar. Ama boş da oturmak istemiyorlar, üretkenliği tercih edip, bir de cep harçlıklarını çıkartıyorlar. Hayat hep tercihlerden ibaret. Siz peki neyi tercih ediyorsunuz? “Sözde” rezil olmamayı mı?

Bahane 3: “Benim okuduğum konuya hiçbir faydası yok!” Bu iş hayatına yeterince geniş açıdan bakmayan gençlerin ürettikleri en tipik bahanedir. Kasiyer olmanın, tezgahtarlık veya garsonluk  yapmanın bana ne faydası olur ki? Oysa ki bilmiyorsunuz ki, ileride yapacağınız iş de özünde bunlardan farklı olmayacak aslında. Ya birinin para işlerini yürüteceksiniz ya birine birşeyleri satmaya, pazarlamaya çalışacaksınız ya da birileri için bir şeyler üreteceksiniz. Üniversite yıllarındaki çalışmalarınızla, gerçek hayattakilerin iş disiplini bakımından farklı olduğunu hiç sanmayın. Zaten üniversite öğrencisi halinizle gidip çok büyük şirketlerin çok önemli pozisyonlarında çalışmayı hayal ediyorsanız, ayaklarınızı  yere basmanızı şiddetle öneririm.

Bahane 4: “Parası yeterli değil.” Günümüz dünyasında alem-i cihan olsanız “üniversite öğrencisi” sıfatı ile ne kazanmayı hayal edebilirsiniz ki? Dilerim hayalleriniz gerçekleşir ama gerçek hayatta kazanacağınız miktar iki sıfırlı rakamları geçmez. Üniversite yıllarında çalışmanın amacı elbet üç beş kuruş kazanmaktır ama asıl amaç hiçbir zaman maddi olmamalıdır. Keza gerçek hayata atıldığınızda da ana amacınız para olmamalıdır. Yapacağınız iş, öğrenecekleriniz, başarılarınız sizin ana dinamonuzdur, para değil. İyi çalışır, hedefleriniz tutturursanız zaten maddi açılım eninde sonunda gelir.

Üçüncü değerlendirmemde ise üniversite yıllarındaki tecrübelerimin bana kazandırdıklarını birkaç kelime ile toparlamaya çalışacağım;

  1. Üniversite yıllarındaki işlerim kendime olan güvenimi açıkça sınadığım ve başkaları tarafından acımazsızca sınandığım ilk hayat tecrübelerim olmuştur. Kendimin farklı boyutlarını, yeteneklerimi ve eksiklerimi görmemi sağlamıştır.
  2. Sorumluluk altına girmek, belirli bir performansı tutturmak gibi zorlayıcı unsurlarla iş boyutunda ilk karşılaşmamdır.
  3. Uluslararası şirket, aile şirketi kavramları arasındaki büyük farklılıkları, kurum kültürünün ne olduğunu yaşayarak öğrenmemi sağlamıştır.
  4. İş arkadaşlıklarının okul ortamındaki arkadaşlıklardan çok farklı olduğunu yaşayarak erkenden görmemi, anlamamı sağlamıştır.
  5. Hayatta neyi yapmak istediğimi değil de neyi istemediğimi anlamamı çok net görmemi sağlamıştır.
  6. Tümüyle kendime ait parayı kazanmanın keyfini bana yaşatmıştır.
  7. Üniversite eğitiminin ne kadar önemli olduğunu kavramamı sağlamış, üniversite eğitimine yönelik eski yargılayıcı gözlüğümü çıkartıp, bende kalan yıllarımdan maksimum faydayı çıkarma bilincini yaratmıştır.
  8. Farklı insan karakterleri, farklı kültür, sosyal yapı ve yaş gruplarından gelen insanları yakından tanıma fırsatını bana vermiştir. Aklın yaşta değil, başta olduğunu ciddi anlamda anlamamı sağlamıştır.
  9. Bir kurumda çok nitelikli insanların yanında çok vasatların da olabileceğini ve bu gerçekle birlikte yaşamayı öğrenmem gerektiğini göstermiştir.
  10. İş hayatında kesinlikle olmaması gereken kaba davranış, taciz, özetle mobbing ile tanışmamı ve yaşadıklarımı sorgulayarak hızlı şekilde benzer durumlara karşı bilinçlenmemi sağlamıştır.
  11. Başarılı profesyonellerin sözlerinden, gözlerinden, bedenlerinden taşan coşkuları, iş disiplinleri, saygınlıkları, iyimserlikleri ve güleryüzlülükleri gibi ortak özelliklerini yakından yaşamamı sağlamıştır.

Cümlelerimin sonuna gelirken yukarıda yazılanları okuyan gençlerin şimdi kendilerine sadece bir soruyu sormalarını ve cevabını hemen değil de, bir iki gün iyice düşünerek vermelerini istiyorum: Siz gerçekten çalışmak istiyor musunuz?

Bu yazı ChatterBoxtr.com‘da yayınlanmak üzere İpek Aral Kişioğlu tarafından yazılmıştır.


]]>
http://www.chatterboxtr.com/okurken-calismak-ama-nasil1/feed/ 14
Çalısmak, Azim, Sans… Çaglar Erol http://www.chatterboxtr.com/calismak-azim-sans-caglar-erol/ http://www.chatterboxtr.com/calismak-azim-sans-caglar-erol/#comments Wed, 05 Aug 2009 13:15:39 +0000 Afşın Avcı http://www.chatterboxtr.com/?p=334 15x21Çağlar Erol Türkiye’nin en başarılı girişimcilerinden biri. Özellikle Çember.Net ile bu başarısını kanıtladı. Başarılı Çember.Net girişiminden sonra şimdi enerjisini başka internet projelerine veriyor. ChatterboxTr için yaptığımız röportajda kendisinin Türkiye’de girişimcilik, e-business gibi konularda çok önemli tavsiyelerine ve görüşlerine rastlayacaksınız.

Aldığınız eğitimleri şu anki bulunduğunuz yer çerçevesinde değerlendirirseniz size nasıl katkı sağladı?

Ben Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği ve İşletme Master mezunuyum. Boğaziçi’nde aldığım eğitimin, ya da daha doğrusu Boğaziçi’nin insan yetiştirme biçiminin, iş yaşamımda bana kesinlikle çok büyük katkısı oldu. Lisans yıllarında çok iyi bir öğrenci sayılmazdım, derslerin önemli bir kısmını kaçırır, yalnızca sınav zamanı ders çalışır, çoğu ödevi vermezdim. Bu da Elektronik gibi bir bölümde ortalamanın epey altında kalmanız demek. Ama bu süreçte okulun sosyal aktivitelerine sürekli katıldım. Bir çok kulübe üye oldum, bölüm kulübünün yöneticiliğini yaptım. Okurken iş yaşamına girdim, bu da çok önemli bir tecrübeydi. Masterda daha iyi bir öğrenci oldum, ve tabii ki İşletme Bölümü’ndeki bu değerli eğitimin, girişimcilik serüveninde bana çok ciddi katkısı oldu. Kendi işinizi yapmaya başladığınızda, iş yönetimiyle, muhasebeyle, finansla ilgili bilgi sahibi olmak, bu hayati konularda kendinize daha çok güvenmenizi sağlıyor.

Bir üniversite öğrencisi bugün Türkiye’de ne yaparsa kariyerini ve dolayısıyla kendini farklılaştırabilir?

Üniversite öğrencilerinin önemli bir kısmı, üniversiteyi lisenin devamı bir okul gibi görüyorlar. Eğer akademisyen olmak gibi bir planları yoksa, üniversite yıllarında bir iş tecrübesi, mezuniyette kendilerinin birkaç adım önde olmasını sağlayacaktır. Okurken çalışmak yalnızca cep harçlığını çıkartmak amacını taşımaz. Bu aynı zamanda iş yaşamına bir ilk adımdır; işveren için önemli ayırt edici bir etken olmasının yanı sıra öğrenci için de mezuniyetten sonra ne yapmak istediğine karar vermesine yardımcı olacak bir deneyimdir. Ben öğrenciyken iki farklı internet şirketinde yarı zamanlı çalıştım, ve şimdi de kendi internet şirketime sahibim. Yarı zamanlı iş tecrübesi, benim yaşamım için okuduğum bölümden daha belirleyici bir rol oynadı.

Akademik başarı ve kabarık bir staj defteri profesyonel hayatta ne kadar önemli?

Kabarık bir staj defterinin en büyük şirketler dışında bir önemi olduğunu düşünmüyorum. İyi notlar ise genellikle önemlidir. Ben açıkçası lisans döneminde daha iyi notlara sahip olmadığıma üzülürüm. Mezuniyet ortalamasının 3’ün üzerinde olması, mezun olduktan sonra dilediğiniz işi seçmenizde size kesinlikle önemli bir destek sağlar.

Üniversite sırasında yaptığınız ve bugün burada olmanızı sağlayan şeyler neler?

Üniversitede yarı zamanlı işlerde çalışmam, kulüplerde görev almam, ve en azından son iki yıl derslerime daha çok ağırlık vermem (özellikle keyif aldığım konularda olanlara) benim bugüne kadar yaptıklarımı başarabilmemde büyük önem taşıyor.

Bir üniversite öğrencisine verebileceğiniz 3 öneri ne olabilir?

-          Not ortalamanızı 3’ün üzerine çıkarmaya çalışın

-          Bunu başaramıyorsanız öğrenci kulüplerinde aktif görev alın, hem de ilk yıldan itibaren.

-          Her durumda, yarı zamanlı bir işte çalışın.

Mümkünse bu üç şeyin hepsini yapın.

Önümüzdeki yıllardaki stratejileriniz, hedefleriniz neler? İnternet yatırımlarına devam mı?

Ben iş yaşamında tecrübeli olunan konuların üzerine gitmek gerektiğine inanıyorum. Hedefim, internet konusunda bugüne kadar edindiğim tecrübelerimi bundan sonra da değerlendirmeye devam etmek. Yani evet, internet yatırımlarına devam edeceğim. Şu an kredi, kasko, ADSL gibi alanlarda hizmet karşılaştırma platformu Enuygun.com adındaki projem sürüyor. Ayrıca online sağlık alanında doktorsitesi.com’un da ortağıyım. Kısa bir süre sonra klasik bir dikey classifieds sitesine ortaklığım olacak; şu an şirket kuruluş aşamasındayız. Yine bu alanlarda benzeri yatırımları elimden geldiğince sürdürmeyi hedefliyorum. Umarım bu süreçte başarılı çıkışlar da yakalayabilirim; bu  yeni yatırımlar için yeni finansman olanağı demek olur.

E-Business’ta son trendler sizce neler? Neler planlanıyor, sektör nereye doğru gidiyor?

İnternet dünyası doğası gereği çok hızlı gelişiyor. Son dönemde belirli girişimlerin isimlerini daha yoğun olarak duymaya başladık. Önümüzdeki dönemde sosyal platformların bir sonraki aşamada para kazanmaya daha büyük ağırlık verecekleri bir süreci izleyeceğiz. Burada nasıl gelir modelleri yaratılacağını ben de çok merak ediyorum.

Daha uzun vadede, önümüzdeki on yılda internetle büyümüş olan neslin iş yaşamına tam olarak girişini göreceğiz. Bu yönelim, online harcamanın boyutlarındaki inanılmaz artışa neden olacak. Artık interneti öğrenmeye çalışan değil, onsuz bir yaşamı bilmeyen profesyonellerin dönemi başlıyor. Yani internetten para kazanmak için gerekli ortam yeni yeni ortaya çıkıyor. Bugünün geleneksel servislerinin önemli bir kısmının internete çok daha büyük ağırlık kaydıracağını göreceğiz. Yani aslında yeni jenerasyon, interneti kendi ihtiyaçlarına göre biçimlendiriyor olacak.

Sizce Türkiye E-business’ı iyi takip edip yönetebiliyor mu?

Türkiye’de son dönemde çok başarılı projeler çıkmaya başladı. Ayrıca beni mutlu eden bir şekilde, gençlerin internet girişimciliğine hem ilgileri, hem de bu konuda bilgileri çok fazla. Benim başladığım dönemle (ki beş yıl bile olmadı) karşılaştırdığımda inanılmaz bir fark söz konusu. Bir beş yıl sonra neler olabileceğini hayal bile edemiyorum. Burada yerel projelerden uluslar arası projelere acilen geçmemiz gerekiyor. Bu konuda az sayıdaki şirketin, girişim sermayesinin bir desteği mevcut. Ama bu yeterli değil. Hızlı bir şrkilde ülke olarak global projelere ortam hazırlamalıyız. Devletin buna ilgisi tabi ki yok, ama daha çok sayıda özel şirketin – büyüklerin – bu yöndeki projelere desteğinin sağlanabileceğini umuyorum.

Bir girişimciyi karakter olarak ele alırsak nasıl bir karaktere sahip olmalı?

Girişimcilik, hırs, inanç ve çalışkanlık gerektiriyor. En azından başarılı bir girişimcinin… Girişimin başlangıcında, hatta başarının ucu görünene kadar, etrafındaki insanlar ona destek olmayacaktır. Bunun nedeni, ülkemizde insanların genel olarak riskten – belki de haklı olarak – çok çekinmeleri. Destek görmeksizin bir amaç uğruna yol alabilmek, hem hırs, hem inanç gerektiriyor. Çalışkanlık da işin başarıya ulaşması için en önemli etken. Girişimci, maaşlı çalışan bir kişiye göre en az üç kat daha fazla çalışır diye düşünüyorum. İş size aittir, belirli hedefleriniz vardır, ve bunu başarmak için tüm yaşamınızı ortaya koyar, uyanık olduğunuz her dakika çalışırsınız.

Yoğun iş temposu sırasında motivasyonunuzu ayakta tutan şeyler nelerdir?

Benim için eşimle birlikte çalışıyor olmam büyük bir şans oldu. Açıkçası kişiliklerimiz hiç benzemiyor, ve bu da bize büyük katkı sağladı. Benim moralim herhangi bir şeye bozulduğunda, demotive olduğumda, genellikle o olaylara farklı bir açıdan bakmamı sağlayarak beni rahatlatır. Tabi aynı şey benim için de geçerli. Bir çok insan eşiyle birlikte çalışıyor olmanın kötü bir şey olduğunu düşünür; ama hem tamamen güvenebileceğiniz bir ortağa sahip olmak, hem işte uzun saatler geçirdiğinizde eşinizin size kızmaması (çünkü kendisi de o süreçte yanınızdadır) bence bir girişimci için büyük bir şans.

Son olarak başarı denince aklınıza gelen ilk üç şey nedir?

Çalışmak, azim, şans. :)

Çağlar Erol’a sorularımıza verdiği cevaplar için teşekkürler ve iş hayatında başarılar diliyoruz.

Bu röportaj ChatterBoxtr.com‘da yayınlanmak üzere Afşın Avcı tarafından hazırlanmıştır.


]]>
http://www.chatterboxtr.com/calismak-azim-sans-caglar-erol/feed/ 2
Iktisatla Yasayabilmek http://www.chatterboxtr.com/iktisatla-yasayabilmek/ http://www.chatterboxtr.com/iktisatla-yasayabilmek/#comments Tue, 04 Aug 2009 14:02:02 +0000 Afşın Avcı http://www.chatterboxtr.com/?p=325 Gülay Elif Girgin – Bu yazıda hem ekonomi yaz mevsiminde rölantiye geçtiği için hem de bu sıcak yaz günlerinde sizi ekonomik verilerin yorumları ile yormak istemediğimden ekonomi dışında bir konudan bahsetmek istiyorum. Hepimizin bildiği gibi birçok aile için yazın en önemli olayı üniversite sınavıdır. Sınava gireli 12 yıl geçmiş olmasına rağmen her sene sınav günü nedendir bilinmez ama içimde tuhaf bir heyecan hissederim. Hatta öyle ki eğer müsaitsem soruların çözümlerini televizyondan takip ederim. Sınav telaşı sonrasında tercih telaşı sarar gençleri. Tabii bu arada medyada sürekli bir klasik haline gelen “o yılın en gözde mesleklerine” ilişkin haberler yapılır. Fakat tahmin edeceğiniz gibi iktisat veya işletme en gözde meslek listesine uzun yıllar önce veda etmişlerdir. Belki veda etmişlerdir ama velilerin ve rehber öğretmenlerin gönüllerindeki yerini her zaman korumaktadırlar.

Gözde tercihler listesinde yer almasalar da bir işe alım şirketinin yaptığı araştırmada işletme ve iktisat bölümleri işverenler tarafından tercih edilen bölümlerin başında geliyor. Tabii bu durum ebeveynlerin ve rehber öğretmenlerinin öğrencileri “yaratıcı gözde mesleklerden” ziyade bu risksiz alanlara yönlendirmesine sebep oluyor. Bu çerçevede uzayıp giden “gözde meslekler” listeleri de bizlere yeni bölümleri tanıtmaktan öteye geçmiyor gibi geliyor bana. Tabii ülkenin üretim fonksiyonu, pardon belki de “üretmekten ziyade biz üretileni satalım” fonksiyonu, gözönüne alındığında “yaratıcı” mesleklere rağbet edilmemesini doğal karşılamak lazım. Sonuçta bu “yaratıcı” meslekleri bilinçli bir şekilde tercih eden arkadaşlar mezun olduklarında karşılarına çıkabilecek işlerin çoğunun başvuru kriterlerinde “İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi mezuniyeti” aranıyor olacaktır.

Buradan yola çıkarak öğrencilerin tanıyıp bilmeden, çoğunlukla büyüklerin yönlendirmesi sonucu seçtikleri bölümlerden pek de memnun olmadıklarını tüm üniversite hayatım boyunca gözlemlediğimi belirtebilirim. İktisat okumaktansa başka bir bölümde çok daha mutlu olacağını belirten, ailenin yönlendirmesi ile bölüm seçimini yaptığını ifade eden çok fazla arkadaşım vardı. Belki de bu yüzdendir ki mezuniyet sonrasında birçok arkadaşımız öğrenim gördüğü alanın dışında çalışmayı tercih etti.

Bu sadece iktisat bölümüne özgü bir durum değil ne yazık ki… Fakat özelikle iktisat bölümleri çok fazla matematiksel olduğu, fazla miktarda soyut düşünceye dayandığı, sorgulamaya ve de düşünmeye zorladığı içindir ki bizim topluma pek uymuyor belki de… Üniversiteye kadar hep ezberle gelen, ders çalışmaktan kendini tanımaya, yeteneklerini keşfetmeye fırsat bulamayan gençler iktisat eğitimini “sıkıcı” bulmaktadır. Tabii bu durumu değerlendirirken sadece öğrencilerin ezberci eğitim tünelinden geçmiş olmalarının negatif etkisinin yanında, eğitimcilerin de maalesef gençlere bu bilim dalının “güzelliklerini” tanıtmada pek başarılı olamadıkları gerçeğini yadsımamak gerekir.

İktisatın en bilinen tanımı(bireylerin ihtiyaçlarını karşılamak için kıt kaynakları kullanarak maksimum fayda sağlamaları) aslında bilim dalının ne kadar çok parametre içerdiğini açıkça anlatır. İşin içine insanoğlu ve onun maksimum getiriyi ve/veya faydayı elde etme çabası girince kuru matematiksel optimizasyon yapabilme yeteneğinin dışında insan psikolojisi ve toplum sosyolojisi bilgisini gerektirmektedir. Yazının çeşitli bölümlerinde belirttiğim gibi aslında hayatın ta kendisi olan, mantığını anlayınca daha da ilginç gelen bu düşünce biçimini hocalar öğrencilerin hayatlarına daha fazla sokabilseler, derslerde grafiklerle anlattıklarının aslında o kadar da soyut olmadığını hayattan canlı örneklerle öğrencilere anlatsalar öğrenciler için her şey daha kolay olabilirdi.

Bunlara ilaveten belki de en fazla karşılaşılan sorunlardan biri olan teori ile pratiğin neden hep aynı yönde gitmiyor olması. Tabii burada hocalarımıza çok önemli bir pay düşmektedir. Öyle ki iktisat öğrencilerine güncel ekonomik konular hakkında çeşitli tartışma alanları sağlayarak, hepimizin hayatını etkileyen ekonomik gelişmelerin çoğu zaman neden teoriden saptığı, neyin optimal olup neyin olmadığını ve çoğu sapmanın aslında psikolojik ve sosyolojik sebeplerden kaynaklandığını anlayan öğrencinin derse, teoriye ve hatta hayata karşı bakışı da değişecektir. Yani aslında bu anlatılanların “hikaye” olmadığını, hayatının önemli bir kısmının açıklayabildiğini “şaşırarak” göreceklerdir.

Kısacası iktisat disiplini şimdiye kadar hep tekdüze düşünmeye alışmış, kalıbın dışına çıkınca sudan çıkmış balığa döneceğini düşünen, farklı bakış açılarını karşılaştırmaya hevesli olmayan gençler için sıkıcı. Ama eminim ki daha eğlenceli, “hayattan canlı yayın yapan” öğretim metodu bu gençlerin bile derdine çare olabilir.

Artık her türlü düşüncenin sonuna kadar sorgulandığı bir çağda hazırcı, ezberci, sorgulamayan, sebep-sonuç ilişkisi kurmakla kendini yormayan gençleri kendilerine getirecek, potansiyellerinin ortaya çıkmasını sağlayacak bir eğitim metodu seçilmezse ileride ülkenin katma değer yaratmada ciddi zorluklar çekeceğini düşünüyorum. Aslında bu seneki üniversite sonuçları da eğitim sisteminin artık sona geldiğini ve önümüzdeki dönemde toplumu ileriye götürecek gençliğin altyapısını hazırlamaktan çok ama çok uzakta olduğunu açıkça göstermiyor mu?

Bu yazı ChatterBoxtr.com‘da yayınlanmak üzere Gülay Elif Girgin tarafından yazılmıştır.

]]>
http://www.chatterboxtr.com/iktisatla-yasayabilmek/feed/ 3
Iyi Bir Sey Yapmak İçin Hiçbir Zaman Geç Degildir http://www.chatterboxtr.com/iyi-bir-sey-yapmak-icin-hicbir-zaman-gec-degildir/ http://www.chatterboxtr.com/iyi-bir-sey-yapmak-icin-hicbir-zaman-gec-degildir/#comments Thu, 16 Jul 2009 12:27:25 +0000 Afşın Avcı http://www.chatterboxtr.com/?p=300 Merve Uzun‘’İyi bir şey yapmak için hiçbir zaman geç değildir.”

Natali Yeşilbahar’ın blogunun giriş cümlesi bu Fransız atasözü. Ben de harika bir haziran akşamında, Emirgan sahilinde boğaza nazır yaptığımız keyifli söyleşiyi okumanız Temmuz ayını bulunca bu cümleyle başlamak istedim.

5

Natali Yeşilbahar kimdir?

Altın Örümcek Blog Ödüllerinde juri ve halk kategorisinde birincilik kazanan www.nataliyesilbahar.com blogunun sahibi.

Avrupa’nın en büyük iş sosyal ağı XING’in İş Geliştirme ve Satış Müdürü.

Mobile Monday İstanbul organizasyonunun organizatörü..

Ayrıca inanılmaz alımlı, güzel, başarılı, neşeli ve güleryüzlü bir kadın. Pozitif havası ve sürekli yüzünde taşıdığı şahane gülümseyişiyle Emirgan’da buluşmak için sözleştiğimiz mekana girdiğinde ilk röportajım için kendimi çok şanslı hissettim. Uzun ve keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Bu röportaja sığanları aşağıda okuyacaksınız. Gerisi ise benim kişisel tarihimde önemli bir anı olarak yer etmiş olacak:)

Merhaba Natali, istersen ChatterboxTr ile başlayalım. ChatterboxTr’ı takip etmeni sağlayan şeyler neler?

Kişisel gelişim konuları ve yeni trendlerle ilgili yazıları ilgimi çektiği için ChatterboxTr’yi keyifle takip ediyorum. Bu konular hakkında Türkçe kaynağın az olması ve sitenizin hem iş dünyasına hem de öğrencilere içine alan bir girişim olduğu için destekliyorum.

Dijital dünyayla ilgili işler yapıyorsun. Dijital kariyer neden bu kadar önemli? Kariyerimiz nasıl dijitalleşiyor?

Hepimizin bildiği üzere, artık rekabetçi bir dünyadayız. Bu bağlamda hepimiz benzer eğitimlere sahibiz, hepimiz üniversite mezunuyuz, hepimiz İngilizce biliyoruz, hepimiz kulüplerde çalışıyoruz.vs. Bu noktada kendini farklılaştırmak çok daha fazla önem kazanıyor. Bundan dolayı, kariyerini dijitalleştirmek, dijital ortamlarda bulunmak, daha önem kazanıyor.

Kendimizi ön plana çıkarmanın,en basit ve ücretsiz olan yolu, iş sosyal ağlarında bulunmaktır. Dijital profilinizde aradıklarınızı, sunduklarınızı, ilgi alanlarınızı ve deneyimlerinizi yazarak, bu dünyada yer alabilirsiniz. Daha sonra sistemde senin sunduklarını, arayanları bulabilme şansını, ortak ilgi alanlarına sahip kişilerle bilgi paylaşma fırsatını yakalayabiliyorsun.

Daha da güzeli artık Google’da ismin yazıldığında orda bulunuyorsun, görünüyorsun. Bilinirlik, bulunurluk ve görünürlüğün çok önemli olduğu bir çağda olduğumuzu düşünüyorum. Arama motorlarında adınız yazıldığında sizin yönettiğiniz profilinizin incelenmesi, size farklı kapılar açacaktır.

İnternette bu kadar ulaşılabilir olmak bir dezavantaj olarak algılanamaz mı?

XING’de hangi bilgilerini paylaşacağını senin belirleme şansın var. Ayrıca bağlantı kurduğun her ayrı kişi için paylaşmak istediğin bilgileri belirleyebiliyorsun.

Ulaşılabilirliği nasıl avantaj olarak kullanabilirim?

XING’e girip orda biraz aktif olduktan sonra, birkaç ay sonra başka biri google’a onun adını yazdığında, karşısına onun yönettiği bir profil çıkıyor. Örneğin Merve yazdığımda, Merve kendini nasıl tanıtmak istiyorsa ben orda onu görüyorum.

Mesela beni hiç tanımayan insan benim  profilimi görüyor ve başka hiçbir bilgi yok benim hakkımda. Natali de satışı görüyor,salsa grubuna üye olduğumu görüyor ve diyor ki bu kız hareketli. Şu an beni hiç görmeden neler öğrendi; satışçı, hareketli…vs. Ve tabii ki bazı anahtar kelimeler var, örneğin benim profilimde mobil, sosyal medya, sosyal networking yazıyor. Üye olduğum gruplar arasında Global Business Women var, anlıyorsun ki global iş yapıyorum. Bir çok insan sizin hakkınızda bilgi alıyor. Ve rüya gibi olan kısmı; sizin istediğiniz gibi bilgi alıyor; algınızı yönetebiliyorsunuz.

Mesela üniversite kulüpleri veya bir organizasyon yapan bir ekip… Sponsor ararken ne yapıyorsunuz? Sayfalarca dosyalar hazırlıyor, uğraşıyorsunuz. Oysa siz organizasyonunuzun grubunu kurarsanız veya kendinizi dijital ortamda tanıtırsanız, siz insanlara yalnızca bu linki bile yollayabilirsiniz. Aslında bu bir alternatif dağıtım kanalı; yeni ve güzel bir kanal.

Bir insanın iş sosyal ağlarında yer alması ve kariyerini dijitalleştirmesi ona ne gibi avantajlar sağlar?

Dijital ortamda yer almak için kendi sitenizi de tasarlayabilirsiniz elbette ancak şunu unutmamak lazım ki bu tarz iş sosyal ağları Google’da, aramaları çok yüksek olduğu için, en önde çıkıyor. Ve tüm bunlar ücretsiz. Yalnızca giriyorsunuz, kayıt oluyorsunuz ve güncelliyorsunuz.

Örneğin şu anda Google’ a satış, iş geliştirme müdürü, İstanbul yazdığınızda doğrudan benim profillerim çıkıyor. Ve ben bunun için bu ağlara girip, güncellemek dışında bir şey yapmıyorum.

Bir önemli nokta da şu: dijital kariyeriniz 7/24 çalışıyor. Şöyle ki; siz uyuyorsunuz gece ikide ve o sırada iş sosyal ağına giren biri, mesela çevirmen veya stajyer arıyor ve karşısına çıkan profillerden biri sizinki. Oysa siz o kişiye ulaşmak için bir sürü yere CV gönderiyorsunuz. Ben diyorum ki, tabii o da, yolladığınız CV’ler de gereklidir ancak dijital kariyeriniz de çok önemli.

Hatta bu iş sosyal ağlarında ilgili gruplara üye olur, hedeflerinizi yansıtan gruplarda güzel yazılar yazarsanız ki bu ağlarda bir sürü müdür, genel müdür de yer alıyor, diğer eğlence sosyal ağlarında veya farklı ortamlarda kendinizi tanıtamayacağınız insanlara bağlantı teklif edebilir ve ilişkilerinizi altın bilezik gibi biriktirebilirsiniz. Ve artık buna önem vermek gerekiyor.

Bildiğiniz gibi Türkiye’de işe alımların neredeyse yüzde yetmişi tanıdıkla gerçekleşiyor. Aynı şekilde dijital ortamda da bağlantıların önem kazanıyor işte. Projelere gelince de, en basitinden bir örnek vermek gerekirse, mesela bir klima alacakken herhangi bir klima almak yerine eğer teyzeniz bir klima şirketinde çalışıyorsa ilk olarak oraya uğrarsınız. Aynı mantıkla ne kadar çok bağlantın varsa işlerini o kadar hızlı yürütürsün.

Artık günümüzde hangi pozisyonda olursan ol işlerini en hızlı şekilde halletmen gerekiyor. İşleri hızlı halletmenin püf noktası: tanıdık. Çünkü tanıdığın sürece hem hız kazanırsın hem de en iyi işi en uygun fiyata gerçekleştirebilirsin. Dolayısıyla dijital kariyerin avantajlarını özetlemek gerekirse: Bilinirlik sağlar, görünürlük sağlar, bulunurluk sağlar.

Dijital ortamda ulaşabildiğiniz bütün bu insanlarla tanışıyor olmanıza imkan yok ancak siz bir insana üç bağlantıda ulaşabiliyorsanız, örneğin benimle bağlantıdasınız, birine ihtiyacınız var ve benim üzerimden iki bağlantıyla o insana ulaşabiliyorsanız tanıdık oluyorsunuz ve böylece projeleriniz daha hızlı yürüyor. Ama şunu da söylemek istiyorum ki bu insanları uzaklarda aramaya da gerek yok; komşumuz tanıdığımızdır, ablamız tanıdığımızdır, arkadaşımız tanıdığımızdır. Biz pek çok şeyi uzaklarda arıyoruz. Bir iş görüşmesi için pek çok yere CV yolluyoruz. Ancak yakınımızdakileri de bu iş sosyal ağlarına davet edersek onları ve onların çevresini de görebilir, onlara da ulaşabiliriz.

İnternetin ve sosyal ağların kişisel ilişkileri farklı yönlendirdiği, samimiyeti öldürdüğü gibi eleştiriler de gelebiliyor. Bu konuda ne düşünüyorsun?

Bu bağlantılarını nasıl kullandığınla alakalı aslında. Örneğin ben kendi adıma şunu daima yaparım: İş sosyal ağında bağlantıda olduğum birinin terfi ettiğini gördüğümde iki dakikamı ayırıp bir tebrik notu yazarım veya bir arkadaşım lokasyon bazlı servisler hakkında sunum arıyorsa, elimde böyle sunum varsa ona yollarım. Dolayısıyla ben bu insanları bağlantı olarak ekleyip orda bırakmıyorum. Zaten hergün mutlaka birkaç kişiye telefon açarım, onlarla irtibata geçerim. Ama ben bunu XING’de olduğum için yapmıyorum, zaten yapıyordum, bu yüzden burdayım. Çok inandığım işleri yapıyorum aslında. Eğer profilini ve bağlantılarını menfaat için yönetiyorsan bu bir karakter özelliğidir aslında. Ben bütün sosyal ağlarda bağlantıda olduğum insanların çoğunu tanıyorum, tanımadıklarımla da bağlantımın bir nedenselliği vardır.

Kişisel fikrim herkesle bir iş, bir proje yapılabileceği yönünde. Ve aslında biz bunu değerlendirmeyi bilmiyoruz. Örneğin sen sabahları kapıdaki görevliye merhaba demezsen, araban bozulduğunda senin yanına gelmez. Ama ben merhaba dediğim için o zaten ihtiyaç duyduğumda benim yanımdadır ve işlerim yürür. Bu nedenle ben bu tür bağlantıları menfaat değil, hayatın gereksinimi olarak görüyorum.

Biz sonuçta Akdeniz toplumuyuz. Sıcakkanlı ve iletişimi seven insanlarız. Bu sosyal ağların önem kazanmasının bir diğer nedeni de artık vaktimizin az olması. Günümüzde iletişimi en kolay ve en hızlı şekilde gerçekleştirebilmek gerekiyor.

3

Mobil dünyanın ve iş sosyal ağlarının bu kadar içinde biri olarak internetten nasıl ve ne yönde besleniyorsun?

Bütün gün internette sayfalarca gezmiyorum, her şeyi okumuyorum aslında. Daha çok kendimi satışta geliştirmeyi, kurumlarla irtibatta olmayı sevdiğim için bilgileri süzüyorum. O karmaşaya çok girmeyip süzdüğüm bilgileri alıyorum.

Bütün gün bilgisayar başında oturabilecek bir yapım olmadığı için bilgileri süzmeyi öğrendim. İnternetten de kendimi geliştirmeye yönelik farklı konuları okuyorum. Şu sıralar sunum yeteneğimi geliştirebilecek sunumlar ve makaleler ilgimi çekiyor.

Yoğun bir çalışma tempon olduğunu düşünürsek motivasyonunu sürdürülebilir kılmak adına neler yapıyorsun?

Motivasyonumu sürdürebilir kılmak adına daima sevdiğim uğraşlarla zamanımı değerlendiriyorum. Salsa yapıyorum, Mobile Monday İstanbul organizasyonuyla ilgileniyorum, web siteme araştırdıklarımı yazıyorum. Çalışırken de çok sevdiğim işi yaptığım için daima motivasyonum oluyor.

Sevdiği ve inandığı işleri yapan biri olarak kariyerini inşa ederken en çok fedakarlık göstermek zorunda kaldığın şeyler nelerdi?

Daima istediğim ve mutlu olduğum işleri yaptığım için hiç fedakarlık göstermedim. Daima inandığım projelerde ve iyi ekiplerde yer aldığım için şanslıyım. Pek çok şirkete aynı anda başvurmak yerine ne yapacağıma odaklanıp ona göre ön hazırlık yaptım. En önemlisi de ben zaten sadece aşık olduğum firmalarda çalışıyorum. Sırf para kazanmak için inanmadığın, kullanmadığın bir ürünü satamazsın. Başarının en temel faktörlerinden biri kişinin kendi yaptığı işe inanmasıdır.

Sence gerek öğrenciyken ve gerekse çalışma hayatında seni başkalarından farklı,başarılı kılan en önemli şey ne ?

Öğrencilik yıllarımda ve hayatımın her döneminde kendime ‘Ben ne konuda iyiyim?’ sorusunu sordum. Bence herkes kendine bunu sormalı, hangi konuda iyi olduğunu bulmalı. Alışveriş merkezlerine,marketlere gidip yeni çıkan yiyecekleri inceler, fiyatlarını kıyaslar ve daima alırım; yeniliklere karşı bir merakım var.

Mesela araba kullanmayı seviyorsan,ya bir araba firmasında çalış ya da satışçı ol, çünkü onlar çok araba kullanıyorlar. Sırları uzaklarda aramamanızı, çok basit olan bu formülü uygulamanızı tavsiye ederim..

Bana dönecek olursak, yenilikleri ve teknolojiyi sevdiğimi keşfettim. Yurtdışına çıktığımda ilk gittiğim yer, teknoloji mağazalarıydı. Bu sarışın bir bayan için normal algılanmıyor aslında, takı ya da giyim mağazalarına gitmen bekleniyor. Bunu iyi ya da kötü olarak söylemiyorum aslında, ayakkabı mağazalarına gidiyorsan da o zaman onunla ilgili bir şey yapmak gerekiyor. Önemli olan hangi konularda iyi, hangi konularda eksik olduğunun farkına varabilmek.

Ben de teknolojinin, yeniliklerin yanısıra bunları insanlara anlatmayı sevdiğimi de fark ettim. Bırak teknolojiyi mesela en basitinden güzel bir yerde yemek yediğimde bunları insanlara anlattığımı ve onları etki altında bırakabildiğimi keşfettim.Tavsiye ettiğim her yere çevremdekiler kendi arkadaş gruplarıyla gidiyordu.

Dolayısıyla elimde ne vardı; teknolojiyi seviyorum, yenilikleri seviyorum, konuşmayı seviyorum ve insanlara anlattıklarımı dinletiyorum.

Burada altını çizmek istediğim, ben bunları kendimi övmek için söylemiyorum. Eğer sen de güzel resim yapıyorsan ve bunu duvara astığında insanlar bakıyor, beğeniyorsa o zaman sen de resim yapmalısın.

Aynı şekilde olumsuz yönlerini de keşfetmelisin. Mesela ben şunu farkettim ki Natali bütün gün bir ofiste oturamaz. Bu başkaları için kötü olarak algılanabilir ancak ben bunu kötü haneme değil bilgi haneme yazdım. Ve dedim ki demek ki ben hayat boyu bütün gün bir ofiste, masa başı iş yapmayacağım. İnsanlar genelde bunu keşfettiklerinde çok kötü bir şeymiş gibi algılar, ‘Ay ben masa başı iş yapamam’ derler. Ama önemli olan bunu avantaja çevirebilmek. Eğer sen sakin bir insansan, masa başı bir iş daha uygun olacaktır. Önemli olan kendin sevdiklerini ve özelliklerini fark etmektir.

2

Öğrenciyken yaptığın ve bugünkü başarında etkisi olduğunu düşündüğün şeyler neler?

Organizasyon.

Lisede ve üniversitede pek çok organizasyonda görev aldım. Lise mezuniyetimizi bile organize etmiştim. Öğrenciyken iş odaklı değil eğlence odaklı pek çok organizasyon yaptım. Bu organizasyonlar bana pratiklik, özgüven ve insanlara “hayır” diyebilme becerisi kazandırdı. Kalabalık karşısında daha rahat konuşabilme yeteneği kattı.

Sence akademik başarı ve öğrenciyken yapılan stajlar iş hayatında ne kadar önemli?

Okuduğunuz okuldan, bölümden ziyade sizin o okuldan, o bölümden ne aldığınız önemli. Örnek vermek gerekirse, ben liseden mezun olduğumda bilişim teknoloji sektöründe satış yapmak istediğime karar vermiştim. Mobil dünyayı da çok seven biri olarak eğer iletişim okursam bütün markalarla gidip konuşabilirim ve onları anlamlandırabilirim diye düşündüm.

Okurken her yere staj için başvurmak yerine  kendi özelliklerini yansıtan farklı bir şeyler yapmak gerekir. Örneğin haberlere çok önem veriyorum ve televizyonda çalışmayı düşünmememe rağmen bu hayatı öğrenmek için bir televizyon kanalında staj yaptım. Halen de ordaki insanlarla iletişimim devam ediyor.  Daha da önemlisi televizyon kanallarında, hangi haberlerin çıkacağını biliyorum ve dolayısıyla bir markada çalışırken nasıl haber yazarsam kanal kabul edilir, biliyorum.

Bir araştırma şirketinde staj yaptım, sokakta insanlara anket yapıp bunla ilgili eğitimler aldım. Dolayısıyla şu an bir araştırma yaptırdığımda bunun nasıl yapıldığını, hatalarını, neler sorulması gerektiğini biliyorum.

Bu noktada önemli olan yaptığınız staj sayısı değil, yaptığınız iştir. Siz inanır ve çalışırsanız onları da inandırırsınız yaptığınız işe; size sorumluluk verilecektir. Aynı zamanda şunu da unutmamak lazım; onların da iyi elemana ihtiyacı var.

Dolayısıyla bir yerlere koşmak yerine kendini ortaya koyup ona uygun bir yöne gitmek gerekiyor. Benim karşıma bir öğrenci geldiğinde yaptığı staj sayısına veya notlarına bakmam. Daha önceden çalıştığı firmalarda muhtemelen tanıdığım vardır ve ordan bilgi alırım; değerlendiririm.

Üniversite konusunda da oradan ne alındığı, sosyal olmak, kulüp faaliyetleri çok önemli. Bence oradan oraya, stajdan staja koşmak, öne geçmek, hırs yapmak, kendini fiziksel ve ruhsal açılardan yoracak bir telaşın içine girmek yerine biraz sakin kalıp, en başta ne istediğine, önceliklerine karar vermek gerekiyor.

Çalışma hayatına dönecek olursak, iş hayatında yaşadığın en büyük kriz neydi? Bu krizi nasıl çözdün?

Aynı projede çalıştığım arkadaşlarımın isteksizliğiydi.

Proje yöneticisiydim ve ekiptekiler projeye inanmıyorlardı. Bu krizi çözmem çok zor olmadı çünkü en başta projeye inanıyordum.Projeyi bitirdiğimiz anda olacakları resmettim. Büyük bir kartona dergilerden projeyle ilgili resimler, ekiptekilerin fotoğraflarını ve almayı istediğimiz ödülle ilgili haberleri yapıştırdım.Güzel bir pasta yaptım. Proje toplantısına gitiğimde herkesten önündeki dosyaları kapatmalarını istedim, ‘Projemiz bitti ve bunu kutluyoruz’ dedim. Herkes şaşırdı tabii. Ardından bu proje bittiğinde hepimizin neler kazanacağını, hepsinin tek tek neden bu projede yer aldığını, projenin onlar için hangi açılardan önemli olduğunu anlattım. Ve toplantıyı bitirdim. Çıktım. Herkes üç saatlik, sıkıcı bir toplantı beklerken mutlu bir şekilde dağıldılar. Kafaları dağıldı, projeye inanmaya başladılar. Ardından gözlemlediğim de ekiptekilerin toplantı sonrası eve gitmek yerine ayrı ayrı proje üzerineçalıştıklarıydı.Zaten önemli olan uzun ve sıkıcı toplantılar yapmak değil herkesin yaptığı işe inanması ve yaptığı işi en iyi şekilde yapması. Bunu sağladıktan sonra projemiz vaktinden önce teslim edildi.

Başarı denilince aklına gelen ilk üç şey nedir?

Kendini geliştirmek, olumlu düşünmek, heyecan duymak

4Başarıdan söz etmişken web sitenden bahsetmeliyiz sanırım. Sitene kendi adını vermen bir markalaşma sürecinin ilk adımı mı?

Siteme ismimi markalaşma sürecine adım olarak vermedim. Beni tanıyan pazarlama, iş geliştirme ve satış müdürleri, hedef kitlemi oluşturuyordu.  Bu bağlamda mobil iletişim dünyası, sosyal medya, sosyal ağlar ve satış konusunda yazacaklarımı en iyi ifade eden, kendi ismimdi.

Her tülü projenin iyi bir ekip çalışması ve yola size inanan kurumlarla çıktığınızda başarılı olacağına inanırım. Bu bağlamda işin uzmanı olan Disual firması sitemin teknik geliştimeleri ve tasarımını gerçekleştirdi.

Daima yaptığım işi en iyi şekilde yapmaya çalışmak ve işini iyi yaptığını düşünen insanlarla ve sana tüm yolcuğunda destek olacak kurumlarla çalışmanın önemli olduğuna inanıyorum.

www.nataliyesilbahar.com beş ay gibi kısa bir sürede  Altın Örümcek yarışmasında En İyi Blog ödülünü aldı. Sence bunu nasıl başardın?

Siteme başladığımda bu kadar kısa bir sürede ödül alma hedefim yoktu. Yazdıklarımı, daima ön araştırma yaparak, yurtdışı kaynaklardan teyit alarak hazırladım. Her yazımda inandığım projeleri, basit bir dille okuyucularıma anlattım. Keyifle gerçekleştirdiğim ve inandığım her projem gibi sitemin de olumlu bir şekilde devam ettiği için mutluyum.

Peki bir son cümle rica etsek:)

ChatterboxTr’de siteme değer vererek ilk röportaj heyecanını benimle paylaştığınız için teşekkür ederim.

Bu röportaj ChatterBoxtr.com‘da yayınlanmak üzere Merve Uzun tarafından hazırlanmıştır.


]]>
http://www.chatterboxtr.com/iyi-bir-sey-yapmak-icin-hicbir-zaman-gec-degildir/feed/ 14
Iyiler Bir Gün Mutlaka Kazanacak mı? http://www.chatterboxtr.com/iyiler-bir-gun-mutlaka-kazanacak-mi/ http://www.chatterboxtr.com/iyiler-bir-gun-mutlaka-kazanacak-mi/#comments Mon, 06 Jul 2009 10:47:04 +0000 Afşın Avcı http://www.chatterboxtr.com/?p=289 Oğuz Gel – Dünyaca ünlü yönetim uzmanlarından TMI(Time Manager International) şirketinin kurucusu Claus Moeller’in çok sevdiğim bir sözü var;

“Uzun vadede başarılı olmuş ve hissedarlarına sürekli değer sağlamış şirketler, dakika başı bir yönetim modasından diğerine atlamayanlardır.”

Kuşkusuz ki bu söz, olaya yüzeysel bakan ve “Esneklik” sözcüğünü “Kaypaklık” ile eşdeğer tutan birtakım yönetici ve işadamları tarafından “Tutucu”, hata “Çağdışı” olarak nitelendirilebilir. Özellikle de, “Dürüstlük”, “Yiğitlik”, “Namus”, “Şeref”, “İnanç”, “Din”, “İman” gibi kavramların, kişilerin vicdanlarına bırakılması yerine, sürekli olarak toplumun gündeminde tutulduğu ve bu konuda bol bol atılıp tutulduğu geri kalmış ülkelerde bunun böyle olması da gayet doğaldır. Yönetici ve işadamlarının:

  • İşlerine geldiği zaman, işlerine geldiği gibi, ilkesizce ve kaypak davrandıkları
  • Bu davranışlarını, ileri ülkelerden gelen birtakım “Moda” söylemler doğrultusundaki “Değişmeyen tek şey değişim” sözüyle kamufle ettikleri
  • Yukarıda sayılan kavram ve ilkeleri daima işlerine geldiği şekilde yorumladıkları
  • Aslında(Yani uygulamada) bu kavram ve ilkeleri sürekli ihlala ettiği

toplumlar, adeta “raydan çıkmış” olduklarından, belli bir disiplin içinde yaşamak ve işleri yürütmek de bu toplumun üyelerine adeta “ters gelir”.

Peki, bu ortamlarda neler olur?

  • İşe başlayan satıcılara “Size satışlardan %2 prim vereceğiz. Haydi aslanlarım! Satın kazandırım, siz de kazanın!” denir. Satıcılar, iş sahibinin tahminlerinin çok üstünde performans göstermeye başlayınca ödenen komisyonlar patronun gözüne batmaya başlar. Evet… Sadece, ödediği para “Gözüne batar.” Satış müdürü, her zaman olduğu gibi patronla hemfikirdir: “Haklısınız efendim. Altımdaki adamlar(satıcılar) benden çok para alıyorlar” der. Ve ne olur? Prim oranı %1e düşürülür. Hatta çoğu kez “Düşürülecek” diye haber bile verilmez. Muhasebeci satıcılara primleri öderken “Patron böyle ugun gördü. Zaten düşürülmüştü!” der ve 10 lira alacağı beklentisiyle satış yapmış olan eleman 5 lira prim alır.

  • Şirketler “XYZ İletişim, Danışmanlık, Elektronik, Otomotiv, Tekstil, Müşavirlik, Mühendislik, Mümessillik, Taahhüt, İnşaat, İthalat, İhracat Ltd. Şti.” şeklinde kurulurlar. Şirket ne yapacağına karar verememiştir. “Asıl faaliyet sahası”nı bir türlü belirleyememişlerdir. Değişen koşullara göre “Abi bu işte çok kar var, bu işe girelim” diyerek sektörden sektöre atlayabilmelerini(ve sonuçta hiç bir konuda uzmanlaşamayarak yol olmalarını) kolaylaştırmak için böyle genel bir isim ve kuruluş sözleşmesi tanzim ederler. Burada ise suçu, yönünü çizememiş olan şirketler ve sahipleri değil, “Şirketin iş sahasını değiştirmesi durumunda kuruluş sözleşmesini ve ünvanını tashih etmesi gerekir” diyen devlet ve bürkrasidir. Ah, evet… Yine işadamı çok esnektir, çok hızlıdır. Ama devlet… Ah şu devlet… yine hızlı hareket edememektedi ve işadamının yolunu tıkamaktadır.
  • İki işadamı masada anlaşmıştır. Ertesi gün biri diğerine “Şu anlaşmayı yazılı bir hale getirelim” şeklinde son derece masum ve gerekli bir öneride bulunur. Beriki bozulur ve der ki: “Kaçmıyoruz kardeşim buradayız. Bizim sözümüz senettir. Sen bize, şerefli ve namuslu ailemize ait şirketimize güvenmiyor musun?” Acana nede “Söz” dediği şeyi yazılı hale getirip, altına bir imza atmakran imtina etmiştir? “Kurumsal Kimlik” denen kavramın, yeni transfer ettiği genel müdürün reklam ajanslarına milyonlarca dolar para ödeyerek değiştirdiği(Yenilediği) “Logo”dan ibaret olduğunu zanneden patronun başka nasıl davranmasını beklersiniz ki?

  • Çalışan şaşırmıştır. Ne yapacağını bilememektedir. Şirkette yazılı bir kural, prosedür, politika falan yoktur. Her an değişen talimatlar karşısında bir gün yöneticisine veya patronuna çıkıp: “Efendim, şöyle mi yoksa böyle mi? Hangisini uygun görüyorsunuz? Sürekli değişiyor, ne yapacağımızı şaşırdık!” diye sorduğunda cevap hazırdır: “Bak Ahmet(veya Ayşe…) sen olaya sadece siyah ve beyaz olarak bakıyorsun. Arada diğer renkler de vardır” safsatasıyla kaypaklık ve yanar-dönerlik adeta haklı çıkarılır.
  • Döviz kurları, sözde “Serbest Piyasa” ortamında, ihracat yapanların işine geldiği şekilde, düzenli olarak yükselmektedir. Yurt dışında “Maliyetlerin de altındaki” fiyatlar karşılığında yapılan satışlardan oluşan zarar, tedarikçilere yapılan ödeme tarihindeki yüksek kurlar ile eritilmekte, bu sayede “Operasyonel Kar”(işletme karı) değil, “Finansman Karı”(Faaliyet dışı kar) elde edilmektedir. “Serbest Piyasa” ne güzeldir! “devlet bize gölge etmesin, yeter” söylemleri ne güzeldir! Serbest Piyasa söylemleriyle harmanlanan milliyetçilik ve muhafazakarlık, örf ve adetçilik, namusçuluk ve şerefçilik, bıçkınlık ve yiğitlik… Ne güzeldir bunlar!… Ama günün birinde gerçek anlamda “Serbest Piyasa” ile tanışıldığında, yani devlet gerçekten de bazı şeylere müdahale etmemeye başlayınca kurların zaman zaman yükselmeyebileceği, hatta düşebileceği de görülür. Ve acilen “A-aa! Serbest piyasa bu muymuş? O zaman devlet hemen kurları yükseltsin, yoksa batacağız. Milli sermaye yok olacak!” çığırtkanlığı başlatılır.

Ve yeni yetişen, iş yeni başlayan, okuldan yeni mezun olmuş gençler de “Yönetim” denen şeyin bu olduğunu zannederek, yukarıda sayılan tipteki yönetici ve işadamlarını örnek alırlar.

Ama bunun yanı sıra; çalışanlarına “Üç ayda bir enflasyon oranına göre maaşları düzelteceğiz” şeklinde söz vermiş olan bazı şirketlerde, krizden dolayı enflasyon oranları çok yüksek çıksa ve insanlar krizden dolayı işlerini kaybediyor olsa(Yani aslında çalışanlar “sıfır” zamma bile razı olsa) da genel müdür tavrını koyar ve “Söz verilen yapılacaktır” der.

Neyse ki son zamanlarda ortalarda dolaşan bir reklamda vurgulandığı gibi, “işini iyi yapan” birileri -az da olsa- mevcuttur ve “İyilerin, bir gün mutlaka kazanacağı” inancımız tam anlamıyla karamsarlığa kapılmamızı engellemektedir.

]]>
http://www.chatterboxtr.com/iyiler-bir-gun-mutlaka-kazanacak-mi/feed/ 2