Iktisatla Yasayabilmek

3

Gülay Elif Girgin – Bu yazıda hem ekonomi yaz mevsiminde rölantiye geçtiği için hem de bu sıcak yaz günlerinde sizi ekonomik verilerin yorumları ile yormak istemediğimden ekonomi dışında bir konudan bahsetmek istiyorum. Hepimizin bildiği gibi birçok aile için yazın en önemli olayı üniversite sınavıdır. Sınava gireli 12 yıl geçmiş olmasına rağmen her sene sınav günü nedendir bilinmez ama içimde tuhaf bir heyecan hissederim. Hatta öyle ki eğer müsaitsem soruların çözümlerini televizyondan takip ederim. Sınav telaşı sonrasında tercih telaşı sarar gençleri. Tabii bu arada medyada sürekli bir klasik haline gelen “o yılın en gözde mesleklerine” ilişkin haberler yapılır. Fakat tahmin edeceğiniz gibi iktisat veya işletme en gözde meslek listesine uzun yıllar önce veda etmişlerdir. Belki veda etmişlerdir ama velilerin ve rehber öğretmenlerin gönüllerindeki yerini her zaman korumaktadırlar.

Gözde tercihler listesinde yer almasalar da bir işe alım şirketinin yaptığı araştırmada işletme ve iktisat bölümleri işverenler tarafından tercih edilen bölümlerin başında geliyor. Tabii bu durum ebeveynlerin ve rehber öğretmenlerinin öğrencileri “yaratıcı gözde mesleklerden” ziyade bu risksiz alanlara yönlendirmesine sebep oluyor. Bu çerçevede uzayıp giden “gözde meslekler” listeleri de bizlere yeni bölümleri tanıtmaktan öteye geçmiyor gibi geliyor bana. Tabii ülkenin üretim fonksiyonu, pardon belki de “üretmekten ziyade biz üretileni satalım” fonksiyonu, gözönüne alındığında “yaratıcı” mesleklere rağbet edilmemesini doğal karşılamak lazım. Sonuçta bu “yaratıcı” meslekleri bilinçli bir şekilde tercih eden arkadaşlar mezun olduklarında karşılarına çıkabilecek işlerin çoğunun başvuru kriterlerinde “İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi mezuniyeti” aranıyor olacaktır.

Buradan yola çıkarak öğrencilerin tanıyıp bilmeden, çoğunlukla büyüklerin yönlendirmesi sonucu seçtikleri bölümlerden pek de memnun olmadıklarını tüm üniversite hayatım boyunca gözlemlediğimi belirtebilirim. İktisat okumaktansa başka bir bölümde çok daha mutlu olacağını belirten, ailenin yönlendirmesi ile bölüm seçimini yaptığını ifade eden çok fazla arkadaşım vardı. Belki de bu yüzdendir ki mezuniyet sonrasında birçok arkadaşımız öğrenim gördüğü alanın dışında çalışmayı tercih etti.

Bu sadece iktisat bölümüne özgü bir durum değil ne yazık ki… Fakat özelikle iktisat bölümleri çok fazla matematiksel olduğu, fazla miktarda soyut düşünceye dayandığı, sorgulamaya ve de düşünmeye zorladığı içindir ki bizim topluma pek uymuyor belki de… Üniversiteye kadar hep ezberle gelen, ders çalışmaktan kendini tanımaya, yeteneklerini keşfetmeye fırsat bulamayan gençler iktisat eğitimini “sıkıcı” bulmaktadır. Tabii bu durumu değerlendirirken sadece öğrencilerin ezberci eğitim tünelinden geçmiş olmalarının negatif etkisinin yanında, eğitimcilerin de maalesef gençlere bu bilim dalının “güzelliklerini” tanıtmada pek başarılı olamadıkları gerçeğini yadsımamak gerekir.

İktisatın en bilinen tanımı(bireylerin ihtiyaçlarını karşılamak için kıt kaynakları kullanarak maksimum fayda sağlamaları) aslında bilim dalının ne kadar çok parametre içerdiğini açıkça anlatır. İşin içine insanoğlu ve onun maksimum getiriyi ve/veya faydayı elde etme çabası girince kuru matematiksel optimizasyon yapabilme yeteneğinin dışında insan psikolojisi ve toplum sosyolojisi bilgisini gerektirmektedir. Yazının çeşitli bölümlerinde belirttiğim gibi aslında hayatın ta kendisi olan, mantığını anlayınca daha da ilginç gelen bu düşünce biçimini hocalar öğrencilerin hayatlarına daha fazla sokabilseler, derslerde grafiklerle anlattıklarının aslında o kadar da soyut olmadığını hayattan canlı örneklerle öğrencilere anlatsalar öğrenciler için her şey daha kolay olabilirdi.

Bunlara ilaveten belki de en fazla karşılaşılan sorunlardan biri olan teori ile pratiğin neden hep aynı yönde gitmiyor olması. Tabii burada hocalarımıza çok önemli bir pay düşmektedir. Öyle ki iktisat öğrencilerine güncel ekonomik konular hakkında çeşitli tartışma alanları sağlayarak, hepimizin hayatını etkileyen ekonomik gelişmelerin çoğu zaman neden teoriden saptığı, neyin optimal olup neyin olmadığını ve çoğu sapmanın aslında psikolojik ve sosyolojik sebeplerden kaynaklandığını anlayan öğrencinin derse, teoriye ve hatta hayata karşı bakışı da değişecektir. Yani aslında bu anlatılanların “hikaye” olmadığını, hayatının önemli bir kısmının açıklayabildiğini “şaşırarak” göreceklerdir.

Kısacası iktisat disiplini şimdiye kadar hep tekdüze düşünmeye alışmış, kalıbın dışına çıkınca sudan çıkmış balığa döneceğini düşünen, farklı bakış açılarını karşılaştırmaya hevesli olmayan gençler için sıkıcı. Ama eminim ki daha eğlenceli, “hayattan canlı yayın yapan” öğretim metodu bu gençlerin bile derdine çare olabilir.

Artık her türlü düşüncenin sonuna kadar sorgulandığı bir çağda hazırcı, ezberci, sorgulamayan, sebep-sonuç ilişkisi kurmakla kendini yormayan gençleri kendilerine getirecek, potansiyellerinin ortaya çıkmasını sağlayacak bir eğitim metodu seçilmezse ileride ülkenin katma değer yaratmada ciddi zorluklar çekeceğini düşünüyorum. Aslında bu seneki üniversite sonuçları da eğitim sisteminin artık sona geldiğini ve önümüzdeki dönemde toplumu ileriye götürecek gençliğin altyapısını hazırlamaktan çok ama çok uzakta olduğunu açıkça göstermiyor mu?

Bu yazı ChatterBoxtr.com‘da yayınlanmak üzere Gülay Elif Girgin tarafından yazılmıştır.

3 Responses to “Iktisatla Yasayabilmek”

Your Responses