Üniversiteli Olsan Bir Dert, Olmasan Bir Dert…

0

Gülay Elif Girgin - Sıcak bir Pazar günü öğleden sonrası ne yazsam diye kara kara düşünüp, kafamdan tüm hafta açıklanan ekonomik datalar akarken, 14 Haziran Pazar gününün en önemli olayı dururken, ekonomik datalarla can sıkmamaya karar verdim. Evet, 14 Haziran Pazar gününün en önemli olayı, hatta öyle ki 13:00 sularında kesinlikle trafiğin içinde olmamak adına ışık hızıyla hazırlanmama sebep olan Öğrenci Seçme Sınavı. Bu sene de 1,3 milyon genç sınav salonlarında ter dökerken, belki onlardan daha fazla heyecanlı anne babalar 195 dakika dışarıda dokuz doğurdular… Ama tabii bu sınav aslında gençlerin hayatlarında yaşayacakları zorlukların daha ilk adımı. Neden mi? Şöyle düşünelim; evet emeklerimizin karşılığını aldık ve üniversiteli olduk. İlk sene belki değil ama 2. sınıf ve sonrasındaki yaz tatillerinde program belli; bir staj bulacaksın(ya kendi çabanla, ya da eş dost araya sokularak), mümkünse her sene için farklı farklı sektörleri hedef koyacaksın, hangi sektördeki hangi pozisyona ilgi duyduğunu saptayacaksın ve ileride mezun olduğunda kafana uyan alanda iş pozisyonlarına bakacaksın, şanslıysan staj yaptığın yer belki de seni işe alacak.

Denilebilir ki ikinci sınıf itibariyle “her aklı başında, vatana millete faydalı” üniversiteli Türk gencinin aklı “staj” ve eğer karşı taraf da isterse “part-time çalışma” fikrine odaklanmaya başlamıştır. E artık “askerliğini yapmayana kız yok”un türevi “staj yapmayana iş yok” kavramı var değil mi? Aslında fena bir şey değil, eğer şanslıysan ve staj bulabiliyorsan(dikkat iş değil, para pul istemeden gönüllü kölelik durumu) yaptığın stajlarla yeni sektörler, yeni insanlar tanımak, ilgi alanlarını keşfetmek gençler için iyi bir fırsat bile sayılabilir. Altını çizmek gerekir ki çoğu gencimiz üniversiteye girerken kendi yeteneklerini tam olarak farkına varmadan anne babasının isteğine göre veya o dönem moda diye okuduğu bölümü seçiyor. Ama benim kafama takılan, acaba 18-19 yaşlarında “çalışma hayatının” gailesine kendini kaptıran gençler kültürel etkinliklere gerekli zamanı ayırabiliyorlar mı? Kendilerini sadece iş alanında değil de insan olarak en fazla geliştirebilecekleri dönemlerinde bu avantajlarının farkına varıyorlar mı? Ya da varabiliyorlar mı?


Sinemaya, tiyatroya gidip, internette okudukları alanda neler oluyor neler bitiyor gibi konulara kafa yoruyorlar mı? Yoksa sinemayı, tiyatroyu, kitabı geçtim acaba interneti chat yapmak dışında herhangi bir araştırmayı okumak ve dünyada olup bitenden haberdar olmak için kullanıyorlar mı? Türkiye 16 milyondan fazla internet kullanıcısıyla dünyada 16. pazar olarak öne çıkarken, devamlı gelişiyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun araştırmasına göre 15-24 yaş aralığındaki gençler interneti ilk sırada sohbet amaçlı, ikinci olarak da oyun oynamak için kullanıyorlar. Bu eğilim paralelinde Facebook internet komüniteleri içinde Türk kullanıcılar dünyada 4. sırada yer alıyorlar. Diğer yandan son yapılan bir araştırma(*) üniversiteli gençlerin %46’sının bir yıl içerisinde en fazla 5 tane kitap okuduğunu ortaya koyuyor. Araştırmada okumanın önündeki en önemli engel olarak “maddi imkansızlıklar yüzünden okurken çalışmak zorunda olmak” %35’lik seviyesi ile en önemli etken olarak öne çıkmış. Tabii bu sonuçla yazının içeriği de biraz değişiyor. Türkiye öyle bir tezatlıklar ve de eşitsizlikler ülkesi ki… Bazı şanslı gençler az önce bahsettiğimiz gibi staj yapıp, kendilerini kariyer anlamında daha avantajlı duruma getirme derdindeyken, maalesef çoğu gencimiz de araştırmada da ortaya çıktığı gibi muhtemelen okudukları bölümle alakası olmayan işler yaparak çalışmak zorundalar.

Bu durum karşılaştırmalı istatistiklerde de açıkça görülüyor, öyle ki AB istatistiklerine bakıldığında Türkiye’nin genç ve çocuklara yaptığı finansal yardım genel kamu harcamalarının yaklaşık %5.8 civarı olarak hesaplanırken, Türkiye’den daha kötü durumdaki Çek Cumhuriyeti, Estonya, Malta gibi ülkeler gelmektedir. Yüksek refah seviyesi ile öne çıkan Kuzey ülkeleri de kamu harcamalarından gençlerin eğitim finansmanına en fazla pay ayıran ülkeler olarak öne çıkıyor.

Burada altını çizmek gereken maalesef ülkemizde yaşam şartları gerçekten zor ve adil değil. Gençler eğer bir üniversiteye girmişlerse, çeşitli nedenlerle gerekli donanımı almadan çıkıyor. Bu ülkede eline iğne almadan mezun olan binlerce hemşire, bilgisayar görmeden bilgisayar mezunu olan binlerce genç insan var. Bu durum tabii ki onların hatası değil. Hatırlamamız ve de hatırlatmamız gerekir ki, “Türkiye Cumhuriyeti laik ve sosyal bir hukuk devletidir”. Sosyal devlet (**) olmanın bir şartı da vatandaşın eğitim hakkını “hakkıyla” kullanmasından ve geleceğe güvenle bakmasını sağlamaktan geçer. Toplanan vergilerin karşılığı geleceğe en önemli yatırım olan eğitim için değil de kısa vadeli faydalar için kullanılıyorsa ve her zaman bütçede ilk kısıntıya gidilen kalem yatırımlar oluyorsa, söylemek gerekir ki gelecek kuşakları daha da zor şartlar beklemekte. Yıllardır yapılan hatalar, kısa vadeli bakış açısı, boşa harcanan paralar, ulusal bir eğitim politikasından yoksunluk ve gelecekten korkan çocuklar, gençler…

Öyle komiğime gidiyor ki; ülkede sanki her şey bir anda oluyormuş gibi başladılar tartışmaya: “Bize neler oluyor? Nedir bu şiddet?” diye… Yıllardır eğitimsiz bırakılan insanlara, sadece öğretim alıp eğitilmemiş insanlara olanlar oldu zaten, bu saatten sonra bunları konuşmak boş ve gereksiz. Önümüzdeki dönemde sosyal hak ve adalet dağıtımı açısından Türkiye’yi daha da zorlu günlerin beklediğini düşünüyorum ta ki vatandaşının eğitim ve öğretim hakkını en iyi şekilde sağlamanın, bu yönde yatırım yapmanın ekonomik ve sosyal gelişme için olmazsa olmaz olduğunu anlayan bir anlayış gelene kadar…

*Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ile Ankara Üniversitesi Sosyoloji bölümü tarafından yapılan ”Üniversite Öğrencilerinin Okuma Alışkanlığı: Ankara Üniversitesi Örneği” konulu bilimsel çalışmadan alınmıştır.
** Anayasa Mahkemesi’nin 16-27 Eylül 1967 tarih ve K.1967/29 sayılı Kararında Sosyal Devlet kavramı şöyle açıklanır:”(Sosyal devlet) … ferdin huzur ve refahını gerçekleştiren ve teminat altına alan, kişi ve toplum arasında denge kuran, emek ve sermaye ilişkilerini dengeli olarak düzenleyen, özel teşebbüsün güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayan, çalışanların insanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesi için sosyal, iktisadî ve malî tedbirler alarak çalışanları koruyan, işsizliği önleyici ve millî gelirin adalete uygun biçimde dağılmasını sağlayıcı tedbirler alan adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini yükümlü sayan, hukuka bağlı kararlılık içinde ve gerçekçi bir özgürlük rejimini uygulayan devlet demektir.

Bu yazı ChatterBoxtr.com‘da yayınlanmak üzere Gülay Elif Girgin tarafından yazılmıştır.


No Comments Yet

Your Responses